Yeşil Görüntü, Gri Gerçeklik: Türkiye’nin İklim Krizi Sınavı
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Yeşil Görüntü, Gri Gerçeklik: Türkiye’nin İklim Krizi Sınavı
İçinden geçtiğimiz iklim krizini uzun bir süre kutuplarda eriyen buzullar veya Okyanusya’da beyazlayarak ölen mercan resifleri ile zihnimizde canlandırdık. Ancak özellikle 2021’deki büyük Manavgat ve Muğla yangınlarından sonra krizle aramızdaki mesafe azaldı; ‘yeni normal’ haline gelen aşırı sıcaklar, orman yangınları, seller, taşkınlar gibi afetler bizi iklim krizinin gerçekliğiyle yüzleştirdi, yüzleştiriyor.
Ancak bu gerçeklikle nasıl mücadele edebileceğimiz, çıkışın ne olacağı konusunda büyük bir belirsizlik içindeyiz. Yeni bir afetle ‘artık yeter’ diyoruz, olağanüstü önlemler gerektiğini konuşuyoruz, ancak kriz anının geçmesiyle ‘olağan’ düzene hızlıca dönüyoruz.
İklim krizi içerisinde ‘normale dönmek’ demek, krizi yeniden üretmeye denk geliyor. ‘Yara bandı’ çözümler yapısal dönüşümlere kapı aralamıyor. Krizi üreten sistemler dönüşmedikçe afetler ‘doğallaşıyor,’ sanki çok da müdahale edilemezmiş gibi görünüyor ve toplumdaki etkinsizlik ve çaresizlik duyguları büyüyor. Toplumun dezavantajlı kesimleri içinse krizler zaten hiç bitmiyor. İklim krizinin varlığını kabullenme, krizle nasıl mücadele edilebileceği ve yeni bir düzenin tahayyülü konusunda Türkiye toplumu nerede duruyor?
Yakın zamanda yayınlanan iki araştırma bize bu soruya dair ipuçları sunuyor. KONDA Araştırma ve İklim Haber iş birliğiyle yapılan araştırmaya[1] göre toplumun ’i iklim değişikliğinin olduğuna inanıyor. ’i Türkiye’de son birkaç yılda doğal afetlerin sıklığının arttığını söylüyor.
MetroPOLL’ün Ocak ayında yaptığı araştırmasından[2] da benzer bir sonuç çıkıyor; toplumun ’i afetlerin sıklığının arttığını düşünüyor. Krize dair endişe oranı iki araştırmada da aynı, d. Yani her üç kişiden ikisi iklimle ilgili endişeli olduğunu beyan ediyor.
MetroPOLL araştırmasında kendisini iklim krizi konusunda bilgili olarak tanımlayanlar da c gibi azımsanmayacak, ancak krizin ölçeği düşünüldüğünde yetersiz bir oranda. Toplum iklim krizini gördüğü, krize dair kısmen bilgili ve çoğunlukla da endişeli olduğu bir noktada.
Kriz insanları ne kadar harekete geçiriyor peki?[3] MetroPOLL araştırmasına göre su kıtlığı ve kuraklık en çok endişe veren iklim krizi olayları; araştırmaya katılanların gibi büyük bir oranı günlük hayatlarında su tasarrufu yaptıklarını belirtmişler. Tasarruf dışında yapılanlar ise görece daha az ve konfor alanını çok bozmadan yapılanlar. Mesela arabadan vazgeçmek, tüketimi azaltmak, daha pahalı olsa da çevre dostu ürünleri tercih etmek gibi değişikliklere araştırmaya katılanların çoğunun soğuk baktıkları görülüyor.
En çarpıcı sonuç ise et ve süt ürünleri tüketimini azaltmaya hiç yanaşılmaması, sadece %1’lik bir kesim bunu yapabileceğini söylemiş. Toplumsal cinsiyet bu seçimlerde görünür bir şekilde etkili; kadınlar enerji ve su tasarrufuna ve daha az alışveriş ve tüketim yapmaya daha fazla önem veriyor. Erkekler ise toplu taşımaya daha sıcak bakıyor, çevre dostu ürünleri tercih etmeye ve uçakla seyahatten vazgeçmeye daha açık.
Erkeklerin et ve süt ürünlerini azaltmaya kadınlara göre daha olumlu bakmasını ise ayrıca araştırılması gereken bir konu olarak görüyorum, zira son zamanlarda erillik ve et tüketimi arasındaki doğrudan ilişkiyi açığa çıkartan çok sayıda yayın çıkıyor. Toplumsal cinsiyeti perspektifini sınıf, yaş, göçmenlik gibi farklı sosyal yapılarla birlikte ele alan kapsamlı çalışmalara ihtiyaç var, ancak şu haliyle bu sonuçlar şunu çok net ortaya koyuyor: Her ne kadar toplumun önemli bir kesimi iklim........
