Bir Devlet Yönetim Biçimi Olarak: “Sözün Bittiği Yer” Söylemi
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Bir Devlet Yönetim Biçimi Olarak: “Sözün Bittiği Yer” Söylemi
Son bir yıl içinde öğretmenlere yönelik çok sayıda saldırı basına yansıdı; bazı vakalar darp ve tehdit düzeyinde kalırken, bazıları ölümle sonuçlanan ağır şiddet olaylarına dönüştü. Son olarak Çekmeköy’de bir lisede Fatma Nur Çelik, sınıfta, öğrencilerinin arasında hayattan koparıldı. Bu acı kayıp sonrası, öğretmenler birçok ilde “Artık yeter” diyerek sokağa çıkarken, Milli Eğitim Bakanı’ndan bir paylaşım geldi. Şöyle diyordu Bakan: “Görevi başında… hayattan koparılan bir öğretmenimizin acısını tarif etmek kolay değil.”
Bu açıklamalarda oldum olası tansiyonumu yükselten bir şeyler var. Eskiden ne olduğunu tanımlayamazdım artık daha net fark edebiliyorum: Bu bir hayal kırıklığı, öfke ve çaresizlik duygularının iç içe geçme hali.
Bu sadece “duyarlı bir vatandaş” sızısı değil. Ben bir eğitimci ailesinden geliyorum. Dedem, teyzelerim ve eniştem öğretmendi; küçük teyzem ve eniştem hâlâ öğretmenlik yapıyor. Türkiye’de bugün 1 milyon 200 binin üzerinde öğretmen var. Bu, her sabah sevdikleri tarafından “iyi dersler” denilerek okullarına uğurlanan, akşam sofraya oturması beklenen 1 milyon 200 bin hayat demek. Benim deneyimim, aslında her sabah o kapıyı kilitleyip çıkan milyonlarca insanın ortak korkusunun bir yansıması.
Çünkü, biliyorum ki o koridorda yere düşen sadece bir isim değil; her sabah evden uğurladığımız, en sevdiğimiz insanların başına gelebilecek o somut, o korkunç ihtimalin ta kendisi. Bu artık “başkalarının başına gelen” bir trajedi değil, hepimizin sevdiklerini içine çeken devasa bir güvencesizlik girdabı.
Peki, biz tüm bu duygular içerisinde debelenirken yetki sahibi bir makam neden acıyı “tarif edilemez” bulur? Bir bakanın görevi acıyı tarif etmek midir, yoksa o acının panzehri olacak sistemi inşa etmek mi? Eğer bir yönetici söyleyecek söz, yapacak icraat bulamayıp meseleyi “ortak hüzün” ve “emanet” gibi ulvi kelimelere havale ediyorsa, orada bir yönetim zafiyeti yok mudur?
Okulda, Evde, Hastanede, Adliyede Bizim Büyük Kamusal Güvencesizliğimiz
Bu durum maalesef istisnai bir parantez değil, yapısal bir çöküşün özeti. Sendika verilerine ve saha araştırmalarına baktığımızda karşımıza çıkan tablo iç daraltıcı. Türk Eğitim-Sen’in 6.728 öğretmenle yaptığı araştırma, öğretmenlerin H,7’sinin meslek hayatları boyunca en az bir kez öğrenci ya da veli şiddetine maruz kaldığını ortaya koyuyor. Daha çarpıcı olan ise şu: Her 10 öğretmenden yaklaşık 6’sı okulda kendini güvende hissetmediğini söylüyor.
Bu yalnızca eğitim emekçilerinin sorunu değil. Şiddet, kamusal alanın neredeyse her hücresine sızmış durumda. Okulda, hastanede, adliyede, sokakta, evde hiçbir yerde tam anlamıyla güvende değiliz!
Türk Tabipleri Birliği’nin verilerine göre hastanelerde her gün ortalama 80’den fazla “Beyaz Kod” çağrısı veriliyor. Hekimlerin ’ü meslek hayatları boyunca en az bir kez........
