Yazı söz dinlemiyor...
Yazmak böyle bir şey. Yazı, acayip bir şey. Kimi zaman söz dinliyor kimi zaman kendi başına buyruk kesiliyor; söz dinlemiyor, karşı çıkıyor, dilediği yana gidiyor, hatta isyan ediyor. Son günlerde bana yine böyle olmaya başladı: Yazıya söz geçiremiyorum. Yani kendi yazmakta olduğum yazıya söz geçiremiyorum. Beni dinlemiyor.
Geçen perşembe canım kardeşim Genco Erkal’ın anıt mezarını tanıttığım yazımın bir yerinde birden, hayran olduğum Sinem Dedetaş araya girdi. Bir de baktım Genco Erkal’ın hedefleri, idealleriyle onun mücadelesini aynı yazıda buluşturmuşum. Bu kucaklaşma bana şunu söyletti:
“Anlaşıldı. Son yerel seçimlerde CHP’nin kazandığı tüm belediyelere operasyon yapılacak. Keşke, BU ÜLKEDE MUHALEFETİN SEÇİM KAZANMASI YASAKLANMIŞTIR diye bir fetva çıkarsalar da rahat etseler” demiştim.
Birçok okur muhalefetin susturulması üzerine tarihten örnekler vererek bana mektup yağdırmaya başladı. Gel de şimdi sevgili okurlara, ben tarihi ya da politik yazılar yazmıyorum diye anlat bakalım.
Sevgili dostum Ataol Behramoğlu’nun köşe yazarlığına veda ettiği yazısını okur okumaz onu aradım ve yazılarını ne çok özleyeceğimi söyledim. Telefonun iki ucundan kucaklaştık. Tam buraya onun “Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum/ Boynu bükük ay çiçeği/ Şiirin ve aşkın geleceği” diye başlayıp “Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum/ Zinciri altında kımıldayan/ Bitecek sanıldığı yerde başlayan” diye biten şiiri üzerine bir şeyler yazacağım...........
