Korkuyla umut arasında...
Sakın yukarıdaki başlığa bakıp politik bir şeyler okuyacağınızı sanmayın! İki haftadır yazmıyorum. Tatil yaptım desem değil. Dinlendim desem hiç değil.
Bu memlekette insanın aklı dinlenmiyor ki! Daha doğrusu dinlenmesine izin verilmiyor. Adalet dinlenebilir, demokrasi sıra bekleyebilir, vicdan yok sayılabilir ama emekçiler, emekliler, muhalif olanlar, biat etmeyenler, kara para aklamayanlar, asla dinlenemez.
Üstelik son yıllarda çocuklarım, torunlarım, dostlarım hep bir ağızdan “Sakın iktidarı ve yardakçılarını eleştiren bir şey yazma! Başımıza iş açma!” deyip duruyor. Sevgiyle, beni korumak için söylüyorlar. Anlatamıyorum ki günümüzde isteyen istediğini her an içeri attırabilir diye. (Bkz: Binlerce örnek)
80 yıldır yaşadığım ülkemde, 60 yıla yaklaşan gazetecilik hayatımda bugün oturup “Acaba bunu yazarsam başıma ne gelir?” diye düşünüyorsam... Haydi hep birlikte haykıralım: “Yaşasın demokrasi!”
Malum korkunun ecele faydası yok. Ama gelin görün ki korku yalnız insanları hapsetmez. Korku kelimeleri hapseder. Soruları hapseder. Merakı, itirazı, eleştiriyi, mizahı hapseder. Ve sonunda insan kendi kendisinin sansürcüsü olur.
O halde ne yapayım? “Tatil öldü, yaşasın yeni tatiller!” diye neşeli bir yazı mı yazayım? Denizden, güneşten, begonvillerden, yediğim balıktan, içtiğim rakıdan mı söz edeyim? (Yok bu sonuncusu da yasak!)
Yazı yazmayınca, gözümü kapatınca, kulaklarımı tıkayınca........
