menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Faiz yüksek, emek atıl, potansiyel kayıp

24 0
23.08.2026

Biliyorsunuz, başımıza ne geldiyse bazen inat bazen de bilerek, isteyerek uygulanan, bir grubun faydasına ama ülkenin zararına olan ekonomi uygulamalarından geldi ve gelmeye de devam ediyor.

Faiz ile enflasyonun birlikteliği bu süreçte genellikle din sosu ile karıştırılarak sunuldu sizlere.

İlginç ve o kadar da yanlış yorumlanan bir birliktelik.

Sürecin sosunu bir kenara bırakarak sıkıcı da olsa teori ile uygulamayı bütünleştirici yapıyı bugünkü yazımıza taşıyacağım.

Türkiye’de faiz tartışması çoğu zaman tek bir değişkene sıkışıyor: Enflasyon. Enflasyon yüksekse faiz de yüksek kalmalıdır.

Oysa para politikasının teorik çerçevesi bundan daha geniştir.

Merkez bankaları fiyat artışlarına ve ekonominin üretim kapasitesini ne ölçüde kullandığına da bakar. Enflasyon hedefin üzerindeyse faiz yukarı yönlü, üretim ise potansiyelin altında kalıyorsa aşağı yönlü baskı oluşur.

Ülkemizde bugün dikkat çekici olan, bu iki etkinin aynı anda ters yönlerde çalışmasıdır.

Bu durumda işgücünün yapısı faizi belirleyen faktörlerin başında gelir. İlginç olan ise bu konunun birkaç ekonomist dışında analiz dışında kalması.

Öncelikle işsizliği kendi sınıflaması kapsamında ele alıp faiz oranına bağlayalım.

Ülkemizde bugün dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 8 civarına kadar gerilerken geniş tanımlı atıl işgücü (geniş tanımlı işsizlik oranı) yüzde 30’a yakın seyrediyor. İlk göstergeye bakıldığında işgücü piyasasının oldukça “sıkı” olduğu düşünülebilir. İkincisi ise bambaşka bir tablo çiziyor: Çalışmaya hazır olduğu halde iş bulamayanlar, yeterince çalışamayanlar ve işgücü piyasasının “kenarında” bekleyen milyonlarca insan.

Ekonomi açısından bunun anlamı açıktır.........

© Cumhuriyet