Lozan, Laiklik ve Bağımsızlık
“İslam hukukunda, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman olmayan toplulukların yararına din ve öğretime ilişkin bir takım çok özel ayrıcalıkların bulunduğunu Türk temsilci heyetine hatırlatmak isterim. Bu ayrıcalıkların kaldırılmaması (…) çok istenir bir şeydir…” (İngiliz Başdelegesi Lord Curzon, Lozan, 14 Aralık 1922)
Siyasal islamcılar, “Türkiye’nin, Lozan’da Batılı ülkelerin isteğiyle ve baskısıyla dinsel hukuka son vermeyi ve laik bir devlet kurmayı kabul ettiğini!” iddia ederler. Oysa bu siyasal islamcı tez koca bir palavradır.
Osmanlı düzeni çok hukukluydu. Klasik Osmanlı hukuku şeri hukuk (dinsel hukuk) ve zaman içinde oluşmuş örfi hukuktan (padişahların irade ve fermanları) oluşuyordu.
Osmanlı’da esas yargı kurumu, kadıların görev yaptığı şeriye mahkemeleriydi. Ayrıca 1864’te nizamiye mahkemeleri de kurulmuştu.
Osmanlı’da gayrimüslimler (azınlıklar) de kendi kilise hukuklarına bağlıydılar. İstanbul’daki Patrikhane hukuki yetkilere sahipti. Azınlık cemaatlerinin davalarına bakan “cemaat mahkemeleri” vardı.
Osmanlı’da yabancıların da ayrı hukuku vardı. “Kapitülasyon hukuku” gereğince Osmanlı’da yabancıların davalarına “konsolosluk mahkemeleri” bakardı.
Görüldüğü gibi dinsel temelli Osmanlı “çok hukuklu” sisteminde ayrı mahkemeler vardı. Bu çok hukuklu sistem, Osmanlı’da hukuk karmaşasına neden oluyor ve devletin bağımsızlığını engelliyordu.
İttihatçılar, Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında 1914’te tek taraflı olarak kapitülasyonları kaldırdı. Böylece kapitülasyon hukuku gereği kurulan konsolosluk mahkemeleri de kaldırıldı. Ancak Batılı devletler bu oldubittiyi kabul etmediler. 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonraki işgal sırasında kapitülasyonları ağırlaştırılmış olarak geri getirip bu mahkemeleri de yeniden açtılar.
İttihatçılar, 1917’de de Hukuki Aile Kararnamesi ile cemaat mahkemelerine son verdi. Ancak bu kararnameye hem Batılı devletler hem de gayrimüslim cemaat liderleri karşı çıktı. İşgal yıllarında İtilaf devletlerinin baskısıyla 1919’da bu kararname yürürlükten kaldırıldı.
Görüldüğü gibi; Batılı emperyalist ülkeler, Türkiye’deki yüksek çıkarlarını korumak için Osmanlı’nın dinsel temelli çok hukuklu yapısının devam etmesini istiyorlar; hukuk birliğine ve yargı bağımsızlığına izin vermiyorlardı. Yani, Batılı ülkelerin, “Türkiye laik olsun!” diye bir dertleri yoktu; onların derdi Türkiye’deki hukuki çıkarlarını ve ayrıcalıklarını korumaktı.
LORD CURZON “İSLAM HUKUKUNA” DİKKAT ÇEKTİ
Lozan’da, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan gibi Batılı devletler, Türkiye’de “İslam hukukunun” geçerli olduğunu ve bu dinsel hukuktan ve çok hukuklu sistemden kaynaklı olarak Türkiye’deki yabancıların ve azınlıkların sahip oldukları hukuki ayrıcalıkların devam etmesini savundular.
Örneğin, İngiliz Başdelegesi Lord Curzon, 14 Aralık 1922 tarihli “Azınlıkların Korunması” başlıklı genel görüşmede Türk heyetine “İslam hukukunu” hatırlattı. Lord Curzon, “İSLAM HUKUKUNDA, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman olmayan toplulukların yararına din ve öğretime ilişkin bir takım çok özel ayrıcalıkların bulunduğunu Türk temsilci heyetine hatırlatmak istemektedir. Bu ayrıcalıkların KALDIRILMAMASI ve ya da onların yerine daha önce yapılmış azınlık antlaşmaları hükümlerinde kabul edilmiş GENEL HAKLARIN KONULMAMASI çok istenir bir şeydir. (…) Lord Curzon, azınlıklara verilecek garantiler bütünü içine alınmak amacıyla, İSLAM HUKUKUNUN BU HÜKÜMLERİNE alt komisyonun dikkatini özel olarak çekmek istemektedir.” (Yakın Doğu Sorunları Üzerine Lozan Konferansı, (1922-1923), Çev. Seha. L. Meray, C. 1, İstanbul, 2013, s. 172)
Çok açıkça görüldüğü gibi İngiliz Lord Curzon, Lozan Konferansı’nın ilk günlerinde, Türk heyetine, İslam hukukunda yabancıların yararına ayrıcalıklar olduğunu hatırlatarak bu ayrıcalıkların devam etmesi için alt komisyonun dikkatini “İslam hukukuna” çekmek istiyordu.
VENİZELOS, TÜRKİYE’DEKİ HRİSTİYANLARIN DİNSEL HUKUKUNU SAVUNDU
Lozan’da Lord Curzon, Venizelos ve diğerleri, hep birlikte Türkiye’de İslam hukukunun geçerli olduğunu, bu nedenle Türkiye’deki azınlıkların da eskiden olduğu gibi “özel hukuk ve aile hukukunda” kilise hukukuna bağlı olmasını istediler. Bunun için İstanbul’daki Patrikhane’nin hukuki yetkilerinin devam etmesini savundular. Buna karşın Türk heyeti, “Türkiye laik hukuku benimseyecek” diyerek Patrikhane’nin hukuki yetkilerine son verilmesini istedi.
Örneğin, Lozan’da Yunan Başdelegesi Venizelos, 22 Aralık 1922 tarihli oturumda şöyle dedi: “Türkiye’de Müslümanların aile ve şahsın hukuku davalarına şeriye mahkemeleri bakıyor. Hristiyanların da Hristiyanlık kanunları uyarınca bu konulara bakacak kendi mahkemelerinin olmaması kabul edilemez!” (Yakın Doğu Sorunları Üzerine Lozan Konferansı, (1922-1923), Çev. Seha L. Meray, C.1,........
