menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dijital Çağda Öksüzlük

23 0
07.05.2026

Bugün çocuklar ebeveynlerini kaybetmiyor ama onları, yanlarındayken yitiriyor. 

Çocuk-ebeveyn ilişkisinde sessiz ama derin bir değişim yaşanıyor. Bu değişim, bir eksilme gibi görünmüyor ilk bakışta. Çünkü ortada kaybolan bir ebeveyn yok. Evler dolu, hayatlar yoğun, herkes yerli yerinde…? Buna rağmen, çocukların büyürken ebeveynleriyle kurduğu ilişki biçimi değişiyor; fiziksel varlık sürüyor ama temas zayıflıyor, ilişki gevşiyor. 

Bir çocuğun hayatında birinin olmasıyla, o kişinin gerçekten orada olması arasındaki fark, hiç olmadığı kadar belirleyici hale geliyor.

Gündelik hayatın küçük anlarında bu fark kendini ele veriyor. Çocuk anlatırken, karşısındaki yetişkin dinliyor gibi yapıyor. Cevap veriliyor, tepki veriliyor, hatta ilgileniliyor da… Fakat dikkat orada değil. Zihin başka bir yerde. Ekranlar, bildirimler, durmadan yenilenen akış, yarım kalan mesajlar, hızlıca kontrol edilen mailler, araya giren kısa videolar, hatta araya sıkışan toplantılar… İlişki kopmuyor belki ama sürekli kesintiye uğruyor. Daha önemlisi, hiçbir zaman tamamlanmıyor. Göz göze gelmeden, gerçekten dinlemeden, hissetmeden kurulan bir temas… ne kadar ilişki sayılabilir? Çocuk, bu yarım kalan karşılaşmaları kelimelerle değil, duygularıyla kodluyor. Zamanla bunu bir deneyim olarak değil, kendine dair bir bilgiye dönüştürüyor: Görülmediği, duyulmadığı ve bu yüzden yeterince değerli olmadığı duygusuna.

Son dönemde giderek artan akran zorbalığı, çocuk yaşta öfke patlamaları, grup halinde hareket eden küçük yaş çeteleri, tek başına hareket ederek okulları hedef alan kontrolsüz şiddet vakaları… sosyal medya üzerinden büyüyen linç kültürü… Bunları yalnızca dış dünyanın sertliğiyle açıklamak yeterli değil. Elbette ekonomik koşullardan eğitim sistemine, dijital içeriklerden toplumsal gerilimlere kadar birçok etken var. Ancak bu tabloyu besleyen daha sessiz bir alanı da görmek gerekiyor. 

Çocuğun en yakın ilişkilerinde yaşadığı dikkat dağınıklığı, yarım kalan temaslar, derinleşemeyen bağlar. Zira bazı kopuşlar dışarıda başlamaz. En yakında, en görünmez yerde başlar.

Bugün bazı çocuklar, adı konmamış bir eksiklikle büyüyor. Bu, klasik anlamda bir kayıp değil. Daha çok, dijital çağın ürettiği yeni bir öksüzlük hali…

Bu görünmez kopuşun en kritik ve yanıltıcı tarafı, açık bir yokluk üretmemesidir. Çocuk, “yalnızım” demez çoğu zaman. Çünkü teknik olarak yalnız değildir. Ama bir noktada, “kimsenin tam olarak orada olmadığını” hisseder. Bu his, adını koyamadığı bir boşluk olarak yerleşir. Zamanla o boşluk, davranışa dönüşür.

Psikoloji uzun zamandır şunu söylüyor: Çocuk, kendisini ancak karşısındaki yetişkinin bakışından doğru tanır. Ona yönelen dikkat, sadece bir ilgi meselesi değil; kimlik inşasının........

© Cumhuriyet