menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Birinin hezeyanlarına dair

87 0
15.05.2026

Bugün Hürriyet gazetesi yazarı Fuat Bol’un 5 Şubat 2026 tarihli ve “Laiklik Hezeyanları” adlı yazısını otopsi masasına yatıracağız. “Laiklik”i “hezeyan” olarak tanımlayan bu densizin ağzına biber sürmek zorundayız. Zibidi tayfasının beni “laikçi” olarak tanımladığı düşünülürse bu görev doğal olarak bana düşer.

Şimdi yazıyı kantarda tartmaya başlayalım:

“Bizi biz yapan değerleri, yani benliğimizi kaybettiğimiz günden beri kendimizi arıyoruz!”

- Türkiye Cumhuriyeti Türkleri benliklerini nerede ve nasıl kaybettiler? Soruyu sorduk ama Fuat Bol benliğimizi tanımlamadığı için bu gidişle o “BENLİK”in bulunması olanaksız! Ama yazının tamamı okununca konunun Osmanlı-İslam (Arap) benliği olduğu ve “benlik yitimi”nin sorumlusunun Türkiye Cumhuriyeti’nin olduğu anlaşılıyor.

“En büyük yanlışı dinimiz hususunda yapıyoruz. Çünkü aldığımız çarpık eğitimle, dinimizi bilmediğimizden hem ona düşman oluyoruz ve hem de onu başka dinler gibi zannediyor ve hafife alıyoruz.”

- Önce şunu düzeltelim: Bütün dinler birbirine benzer. Dindarlar hakkında konuşamam ama Türkiye’de kendini “laik” olarak tanımlayan herkes İslam dinini çok iyi bilir. Dindarları bilmem ama hiçbir laik kişi İslam başta olmak üzere hiçbir dine düşman değildir.

“Bu yüzden ‘Din bizi geri bıraktı’ diyoruz. Halbuki din (İslamiyet) bizi ilerletti ve her daim ilerletir. Zira İslamiyette iki günü müsavi (eşit) olan ziyandadır.

Bugünün dünden ileri olmasını şart koşan bir din, ‘irtica-gericilik’ ile anılabilir mi?

Bizde ise bir kesim için din gericilikle anıldı ve anılmakta. Çünkü biz hâlâ ‘ortaçağ karanlığı’ deyip duruyoruz! Ne dediğimizi kendimiz de bilmiyoruz. Tarih hususundaki cehaletimiz paçalarımızdan akıyor” diyor.

- Hiçbir din hiçbir toplumu geri bıraktıramaz. Cahil, bencil ve otorite düşkünü din adamları........

© Cumhuriyet