Mutlak butlanın şifresi - Mahmut Aslan
Türkiye’de yapılacak NATO zirvesi öncesinde, bu salı yapılan grup toplantısı bir partinin değil, bir operasyonun fotoğrafını verdi. Türkiye iki kürsü izledi. CHP Genel Merkezi’ndeki kürsüde, mahkemenin mutlak butlan kararıyla genel başkanlık koltuğuna oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu vardı.
Konuşması hazırlıksızdı; bir kurgusu, bir serencamı yoktu. Önümüzde NATO zirvesi, ekonomik kriz ve yargı eliyle yaratılmış bir rejim sorunu dururken ne bir program ne bir mücadele takvimi çıktı. Tek nakarat “ahlaki üstünlük”tü. Ahlak siyasetin zeminidir ama programın ve siyasal aklın yerine ikame edilip fetiş haline getirildiğinde artık bir değer değil, bir örtüdür. Böyle oturulan bir koltuğun meşruiyet açığı, ahlak vurgusuyla kapatılamaz; vurgu yükseldikçe açık daha çok görünür.
Ve o kürsüden şu cümleler duyuldu: “Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Dünya dengeleri değişiyor... Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı’nın topraklarına bakın, o coğrafyada yaşayan insanlara bakın; Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı.”
Durup düşünelim. Cumhuriyeti kuran parti, yüz yıllık tarihinde ilk kez bir mahkeme kararıyla teslim alınıyor. Kurultay iradesi “yok hükmünde” sayılıyor. Göreve iade edilen genel başkan ise kürsüden partinin kurucu kavramlarını değil, Osmanlı coğrafyasını anıyor. Aynı gün Erdoğan sosyal medyadan “Osmanlı çınarı” güzellemesi yapıyor. Bu tesadüf değildir. Operasyonun şifresi buradadır.
Geçen yıl Tom Barrack’ın ve Bahçeli’nin yaptığı açıklamaları hatırlayalım. ABD Büyükelçisi Barrack, Osmanlı’nın millet sistemini Türkiye’ye model gösteriyor, “Güçlü ulus-devletler tehdittir” diyordu. Bahçeli, “biri Alevi, biri Kürt olabilir” diyerek eşit yurttaşlığı kota pazarlığına indirgemişti. Erdoğan’ın ümmetçi sistemi ise yurttaşı çoktan mezhebine........
