Taş taş üstünde kalmadı ama vicdanlar hâlâ ayakta mı?
Gece saat beşti.
Telefon çaldı.
Adana’da yaşayan babam arıyordu.
“Oğlum” dedi, “Çok büyük bir deprem oldu. Uzun sürdü, çok salladı”.
Bazı cümleler vardır, insanın hayatını ikiye böler.
O cümleden sonra eski hayatım ve şimdiki hayatım diye ikiye ayrıldım.
Televizyonu açtığımda ekranlarda rakamlar, haritalar, uzman yorumları vardı. Merkez üssü Kahramanmaraş, büyüklüğü 7.7... “Çok sayıda bina yıkıldı” deniyordu. Ama henüz kimse, kelimelerin yetersiz kalacağını bilmiyordu.
Vakit kaybetmedim. İletişim Başkanlığı’nı aradım. Kurtarma ekipleriyle birlikte depremin ilk günü yola çıktım. Yoldayken Gaziantep Nizip’te ikinci depreme yakalandık. Sarsıntı bittiğinde artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Kahramanmaraş’a vardığımızda bir şehir yoktu.
Pazarcık’a ulaşmak istedim, yollar kapalıydı.
Ertesi gün Hatay’a geçtim.
Gazeteci kardeşim Hazar Dost ile buluştuk. Önce İskenderun, sonra Hatay merkez...
Taş taş üstünde değildi.
Her enkazın başında bir hayat durmuştu.
Bir anne, bir baba, bir evlat...
Saatlerin, dakikaların, hatta saniyelerin ağırlığını orada öğrendim. Zaman, o gün insanın üzerine çöken bir yük oldu.
Cebrail Mahallesi’ne gittim.
Gazeteci dostum Mert Taşçılar’ın........
