menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

PISA’da zafer ilan etmeden önce

20 0
11.09.2026

OECD’nin açıkladığı PISA 2025 sonuçları Türkiye açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Türkiye, 2022’ye göre fen bilimlerinde 18, okumada 16, matematikte 8 puan yükseldi. Fen bilimlerinde 494 puanla OECD ortalaması olan 482’nin, okumada 472 puanla 461’in üzerine çıktı; matematikte ise 462 puanla 463 olan OECD ortalamasına ulaştı. OECD de Türkiye’yi üç alanda birden performansını artırabilen az sayıdaki ülke arasında gösteriyor. 

Bu sonuç elbette önemlidir. Eğitimde iyiye işaret eden her veri ciddiye alınmalı ve emeği bulunan öğretmenlerin, öğrencilerin hakkı teslim edilmelidir.

Ancak eğitim politikalarını değerlendirirken manşetlerden çok, manşetlerin arkasındaki verilere bakmak gerekir.

Çünkü PISA 2025’in anlattığı hikâye, yalnızca Türkiye’nin yükselişinin değil, aynı zamanda OECD ülkelerinin önemli bölümündeki gerilemenin hikâyesidir.

BİZ YÜKSELİRKEN OECD GERİLEDİ

2022-2025 döneminde OECD ortalaması matematikte 9, okumada 14 puan düştü. Fen bilimlerinde de 3 puanlık gerileme yaşandı. Daha uzun dönem daha da düşündürücü: OECD ortalaması 2015-2025 arasında matematikte 485’ten 463’e, okumada 489’dan 461’e geriledi. OECD, matematikteki 22 puanlık kaybı bir yıllık öğrenmenin biraz üzerinde, okumadaki 28 puanlık kaybı ise yaklaşık bir buçuk yıllık öğrenmeye denk bir büyüklük olarak değerlendiriyor. 

Dolayısıyla Türkiye’nin OECD ortalamasına ulaşmasını yalnızca “Türkiye çok hızlı ilerledi” şeklinde okumak eksik kalır.

Matematik bunun en açık örneği.

Türkiye’nin matematik puanı üç yılda 8 puan yükselirken OECD ortalaması 9 puan geriledi. Aradaki mesafenin kapanmasında bizim ilerlememiz kadar, karşılaştırma yaptığımız ülkelerin gerilemesinin de payı var. 

Bu ayrımı yapmak Türkiye’nin başarısını küçümsemek değildir. Tam tersine, eğitim verisini doğru okumaktır.

VERİNİN İÇİNDE BAŞKA BİR........

© Cumhuriyet