Aras’ın çevre direnişi!
Ülkede yeşili, doğayı savunanların sayısı giderek azalırken Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, yaz mevsimi öncesi Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yer alan Osmanağa Koyu’na yapılmak istenen turizm tesisi projesine karşı tavrını ortaya koydu. Gündeme gelmese de beton hükümdarlığına savaş açmış durumda. Ekosistemde büyük rol oynayan balık yumurtlama alanları ile endemik türler de şu an Muğla Belediyesi’nin girişimi ile yok olmaktan kurtuldu. “Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yer alan, 3. derece doğal sit statüsünde olan ve balıkların yumurta bıraktıkları sazlar ile endemik yapının bulunduğu bir alana iş makinesi ile girerek, ağaçları keserek günü birlik turizm tesisi yapmak hangi akla ve hangi vicdana sığar? Bu soruyu, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na soruyorum. Siz, bu ülkenin insanı değil misiniz?” diyen Aras, gerekirse eylemlerle toplumsal direnişi harekete geçireceklerini söyledi. Gönül ister ki sahil bandındaki tüm yönetimler, doğayı korusun.
ADIGÜZEL’İN SUÇU NE?
Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in tutuklanışı, CHP’li belediyelere yönelik siyasi operasyonların en belirgini. Adıgüzel, siyasetten gelen, genel başkan yardımcılığı yapmış, hatta partisinin iktidar olması halinde bakan adaylarından biriydi. Yönetmelikleri bilir ve kamu yararını önceler. Ataşehir’deki komşuları da hayatın akışına aykırı bir zenginleşme içine girmediğine tanıktır. “İki yıldır sadece kamu yararı gözettim. Yönetmeliklere aykırı tek imzam yoktur” diyen Adıgüzel’in savunması Anadolu Başsavcılığı’nca dikkate alınmalıdır.
Yeni trafik yasası uygulamaya kondu, gelgelelim yürütmenin yasalar karşısındaki “mış gibi” davranma huyu değişmedi. Sadece otoyollarda düzeni sağlıyor yeni yasa, örneğin 140 km sınırlama olan yerde 142 ile gittiğinizde ceza ödüyorsunuz o da radar sayesinde. Kentlerde ise keşmekeş var. Yaya geçidi kuralı hiçe sayılıyor. Ankara Çukurambar civarında sürücüler yaya geçidi kuralını ya bilmiyor ya da işine gelmiyor. İstanbul’da ise iç acıtıcı görüntüler var. Uyuşturucu konusunda radikal adımlar atan İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız, trafik denetiminde başarısız. Örneğin Sultangazi Emniyet müdürünün tam da makam odasının önündeki döner kavşağın yaya geçidinde frene basan yok. Üstelik kaymakamlık, spor kulübü ve merkez otobüs durağının göbeği orası. Bir örnek de Kadıköy Sahrayıcedit’ten; Halk Sokak tek yön ama sabah 07.30-09.30 arası saniye başı kural ihlali var. Kavgalar çıkıyor. İki bölgeye birer ekip yollansa 5-9 bin TL arası ceza ödeyenler bir daha kurallara daha saygılı olmayı öğrenir.
ANADOLU’DAKİ TÜRKLER!
Çoğu tarihçi 1071’i gösterir Türklerin Anadolu’ya giriş tarihi olarak. Malazgirt önemlidir ve Anadolu’nun Türk yurdu olmasının kilometre taşıdır, bu adım 30 Ağustos 1922’de de perçinlenmiştir. Ne var ki İstanbul’daki kazılarda bilim insanları Türk halkının, 1071’in çok öncesinde Anadolu’ya geldiğini ortaya çıkardı. Yoğun gündem nedeniyle satır arasında kalsa da Kadıköy ve Üsküdar’dan sonra Kabataş’taki metro kazılarında bulunan kurganlardaki izler Anadolu’nun kuzey ucu İstanbul’daki Türk varlığını ortaya koyuyor. Çömleklerdeki runik alfabeyle yazılan yazılar Türkçeyi dil belleyen birilerinin MÖ 3500’lü yıllarda İstanbul’da yaşadığının somut göstergesi. Bu da erken tunç çağını işaret ediyor. Ki Kabataş’taki kurganların bir benzerine 20 yıl önce Van’da rastlanmış, ünlü Türkolog Prof. Dr. Doğan Aksan dil üzerinden konuyu gündeme getirmişti. Oradaki çömleklerde bulunan runik yazılar da Türk varlığının kanıtıydı, Van’dan İstanbul’a uzun bir coğrafyada yaşanmışlık var. Göbeklitepe’de MÖ 9000’lere ait buluntulardaki runik alfabeye benzer işaretler Proto-Türklerin (Tarih sahnesine çıkmayan topluluk) Anadolu’daki seyrinin göstergesi! Görüldüğü gibi 1071’den çok önce Anadolu’ya ayak basılmış. Buluntuların üzeri eğer -emperyalist tarihçilerce- kapatılmazsa Türkçenin tarihsel seyri de değişir. Çünkü dilimizi, abidelerle yaşıt sayan anlayış çökmüştür. Atatürk, okuduğu binlerce kitabın sentezi sonucu Türkçenin derin izlerinin Sümerlere kadar uzandığını savunmaya başlamıştı, erken ölümü o defteri kapattı. Eğer güncel zamanda Muazzez İlmiye Çığ gibi bir gönüllü çıkarsa Türkçenin, insanlık tarihiyle yarışan Ata emaneti seyri, şimdiye kadarki tüm dil teorilerini tartışmaya açar.
DİPNOT: İlhan Selçuk, 18 Ağustos 2006’da Pencere’den Cumhuriyet okurlarına şöyle seslenmiş:
“Alevi misin? Bektaşi misin? Atatürk’le birsin! Mustafa Kemal’le birlikte hem Milli Kurtuluş savaşı vermiş hem laik Cumhuriyeti kurmuşsun.”
Okurlarımıza saygı ile duyurulur.
