menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Demokrasinin ve Barışın Siyaseti (I): Özgür Özel’in Taşıyıcı Liderliği

22 0
20.08.2026

Çözüm sürecinin hukuki çerçevesini oluşturacak yasa geçtiğimiz günlerde Meclis’ten geçti. AKP, MHP, DEM Parti ve CHP’nin yanı sıra Yeni Parti’den de 35 milletvekili yasaya evet oyu verdi. Yeni Parti’nin 91 milletvekilinden 54’ü hayır oyu verirken, iki milletvekili ise oylamaya katılmadı. Evet oyu verenler arasında partinin genel başkanı Özgür Özel ve parti yönetiminde görev alan milletvekilleri de vardı.

Oylamadan önce Yeni Parti üzerinde, özellikle kendi seçmen tabanından, yasaya hayır demesi yönünde ciddi bir baskı oluşmuştu. Özel ise Meclis Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, otoriter rejimin kendilerine karşı yürüttüğü saldırılar düşünüldüğünde bu yasaya hayır demeye belki de en fazla hakları olan partinin kendileri olduğunu söyledi. Buna rağmen insanların barış umutlarının önünde durmayacaklarını; kendisinin ve parti yöneticilerinin yasaya evet oyu vereceğini açıkladı. Ama Yeni Parti milletvekillerini bağlayacak bir grup kararı da almadılar. Milletvekillerini, temsil ettikleri seçim çevrelerindeki eğilimleri de dikkate alarak, oylarını kendi siyasal muhakemeleri doğrultusunda kullanmakta serbest bıraktılar.[1]

Sonuçta Yeni Parti grubundan yekpare bir “evet” ya da “hayır” çıkmadı. Ve tam da bu nedenle, oylamanın hemen ardından Özgür Özel’in “liderliği” tartışılmaya başlandı. Bir parti genel başkanının kendisinin evet dediği, parti yönetimini de evet yönünde konumlandırdığı bir yasada milletvekillerinin çoğunluğunu arkasından sürükleyememiş olması, liderliğine halel getirmiyor muydu?

Getiriyordu elbette; ama ancak “politik liderliği”, peşinden sürüklediği insanlara kendi iradesini dayatabilen bir “dediğim dediklik” müessesesi olarak tanımlıyorsak getiriyordu.

Türkiye’de politik liderliği böyle Cengiz Han ile Napolyon kırması bir yerden düşünmeye epey alışığız: “Lider dediğin güçlü olur, partisinin ne düşüneceğini tek başına belirler; milletvekillerini hizaya sokar; parti tabanında kendi siyasal tercihleri doğrultusunda bir rıza üretir. Lider karar verir, teşkilat uygular, milletvekilleri oylar, seçmenler de destekler. Parti içinden farklı sesler çıkması çoğulculuk değil, çatlak sesleri susturamayan liderin zafiyetidir. İktidarda da olsa, muhalefette de, lider dediğin sözünü dinletir, grubuna hâkim olur, partisine söz geçirir.”

Kendimize bir meydan savaşını yürütmeye aday komutanlar arasından bir komutan seçmek zorunda kalsak, belki bu özelliklere sahip bir komutan isteyebilirdik ki, ondan bile pek emin değilim. Ancak siyasal partiler ordu, siyasal partilerin üyeleri ve seçmenleri de muvazzaf askerler değil. Dolayısıyla siyasal parti liderlerinin de komutanlık özellikleri göstermesini beklememiz biraz tuhaf değil mi?

Peki, “otoriter bir rejime karşı demokratik bir direniş sergileyen bir partinin lideri, dediğim dedik olmayacaksa nasıl olur?” diye soracak olursanız, cevabım şu: Özgür Özel gibi taşıyıcı bir lider olur.

Taşıyıcılık kavramını, 22 Mart–1 Nisan 2025 tarihleri arasında Birikim Güncel’de yayımlanan beş parçalı “Kurtuluş Yok Tek Başına” yazı dizimden beri, Türkiye’de özellikle 19 Mart’tan sonra ortaya çıkan demokratik politik gücü anlamaya çalışırken kullanıyorum. Buradaki hareket noktam Arendt’in politik güç tanımı.[2]

Arendt’e göre politik güç, insanların, bütün farklılıklarıyla........

© Birikim