menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alexander Kluge ve Eleştirel Teori (II): Tarih ve İnat

15 0
06.04.2026

Giriş kapısının üstünde Andrea de Pisano'nun "Spes"i. Oturmuş, ellerini çaresizce kaldırıyor, ulaşamayacağı bir meyveye. Gene de kanatlanmış. Bundan hakiki bir şey yok.[1]

Giriş kapısının üstünde Andrea de Pisano'nun "Spes"i. Oturmuş, ellerini çaresizce kaldırıyor, ulaşamayacağı bir meyveye. Gene de kanatlanmış. Bundan hakiki bir şey yok.[1]

Yıl 1982. Habermas, İletişimsel Eylem Teorisi’nin cevaplarıyla ilgilenirken Oskar Negt ve Alexander Kluge, İngilizce’ye History and Obstinacy [Geschichte und Eigensinn/ Tarih ve İnat] olarak çevrilen kitabını yayımlar.[2] Bu dönemde Eleştirel Teori’nin tarihsel açıdan yeknesak bir teori olarak devam ettiğini ifade etmek güç. Aklın 1930’larda düşünce dünyasına sahne olduğu haliyle eleştirel bir şekilde sorgulanışının dolaylı olarak üzerine geniş bir örtü serilmiştir ve rasyonaliteye ilişkin bu negatif etkinlik, farklılıkları nispetinde artık 1960’ların Fransız felsefesinde görünür. Öğrenci hareketini, toplumsal hareketlerin etkinliğini ve aralarındaki geçişliliği sonuçları üzerinden sorgulayan Kamusal Alan ve Deneyim ise 1972’de yayımlanmıştır -RAF’ın (Kızıl Ordu Fraksiyonu) başlıca isimlerinin (Ulrike Meinhof, Andreas Baader, Gudrun Ensslin ve Jan-Carl Raspe) Stammheim’a kapatıldığı ve duyusal kabiliyetlerinin tıp, psikiyatri ve devlet eliyle zedelenmeye başladığı yıl.

Adorno’nun üslubunun ve Almanca kullanımının zorluğunu iliklerine kadar hisseden çevirmen Samuel M. Weber, Prisms kitabına bir “Giriş” bölümü kaleme alır ve başlığı şudur: “Çevrilemez Olanı Çevirmek”.[3] Çevirmen, diyalektik düşüncenin İngilizcede meydana gelme koşullarını sorgular. Hayal gücünü ve şiirsel ifadeyi sınırladığı iddia edilen nesir ile edebi gücü en başından hissettiren şiir arasındaki keskin ayrım İngilizceyi kesinkes belirlemiş midir? Örneğin Raymond Williams, Ruskin ve Carlyle’ın roman ve şiir yazmasa da edebiyat terimine dahil olduğunu ifade ederken edebi bir değere sahip olsa/olmasa da farklı yazı türleri arasında durağan bir ayrım olduğunu vurgular.[4] Buna karşın Weber şu soruyu sorar: “Felsefenin -en büyük eserleri açısından- edebiyattan daha az yaratıcı ve daha az edebi olduğu doğruysa o halde edebiyat nedir”?[5] Weber, İngilizcede ‘edebiyat’ın oldukça geniş, ‘şiir’in ise dar bir çerçeveye sahip olduğunu iddia eder.

Adorno’nun eserleri İngilizce tanımının dışına çıkan bir yazındır. Hayal gücünün, kurmacanın, içeriğin zafiyetine karşın biçimin içeriği oluşturduğu bir türe mensuptur. Bu haliyle, Almanca Dichtung[6] etkinliğine bile uymayacağını belirtir Weber. Böylece, İngilizcenin çerçevesi oldukça dar bir şekilde belirlenmişken belirli bir türe rahatlıkla yerleşemeyen bu üslup arzu ettiği somutluğa erişemez. Söylemeye değer olanın açık, kısa ve özlülüğü vurgusu Alman diyalektik düşüncesi için bir engelle karşılaşır: zihnin ve akıl yürütmenin verili dünyanın sınırları içerisinde kalması. Diyalektik düşünce, dilin sıradanlaşmasını ve farksız bir alan hale gelmesini, bağımlı iletişimin dar yörüngesinde boğulmayı ve şimdi meydana gelen kelimelerin düşünce ufkundan uzaklaştırılmasını bir tehlike olarak görür. Adorno kelime ve cümlelerin basitçe ifade edilebileceği vurgusunun altında örtük bir şiddeti varsayar ve böylece negatif diyalektik üslubu, dış dünyaya karşı bireyleri “şok tedavisi”ne sokar.[7]

N&K’nin eserinin başlığında geçen Eigensinn ifadesini de bu Adornocu uğrakta değerlendirmek gerekiyor. Bu ifadenin İngilizce çevirisinin problemli olduğunu vurgulayan Andrew Bowie, bu adlandırmanın Grimm Kardeşler’in bir hikâyesinden geldiğini düşündüğü için obstinacy ifadesi yerine stubborn veya willfulness’ı önerir. Belirsiz bir inattan ziyade inadı sıfat olarak düşünüp, bir edimin karakterini vurgular Bowie’nin önerileri.[8] Bir diğer öneri Fredric Jameson’dan gelir ve bu kavramı -yani Eigensinn’i- tam da Weber’in Adorno yazınına yakıştırdığı haliyle “çevrilemez” bulur.[9] Çalışma ve üretim gibi köhne bir sunum haline getirilmiş kavramları güncelleme amacı güden bu çalışma, zamansallığını (Geschichte) başlığa eklerken onun yanına neden bu diller arası avuca gelmez ifadeyi ekleme gereği hissetmiştir? Bu açıklamayla tam anlamına erişmesi arzu edilen ifadenin bir başka anlamı ise özerkliktir [autonomy]. Jameson’ın çarpıcı önerisi ise öz-istenç [self-will] olarak belirir.[10] Bunun sebebini şöyle açıklar:

“[Bu kavram] sahiplik veya ilkel mülkiyet unsurunu yenileştirir, keyfiliğe ve inatçılığa yönelik (son derece doğru) ısrarı, içkin bir mantığın, kendine sadık, kendine özgü kuvvet çizgisini izleyen bir dürtü veya itkinin bir........

© Birikim