menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İki yaka, bir ağaç

44 0
19.03.2026

Ve nice zeytin ağacı
ellerinden ışığı süzerek
uykuna usulca işler…*

Türkiye’de doğa, uzun zamandır yönetilmesi gereken bir “kaynak” olarak görülüyor. Mecliste 11 Mart günü oylanan ve milli parkların ve koruma alanlarının kanun statüsünde yapılan değişiklikler bu yaklaşımı resmi tercih olarak onaylar nitelikte. Son oylamayla doğa tamamen ticari amaçla; 49 ve 99 yıl gibi uzun sürelerle -yani kaç hükümet değişse değişmeyecek kati teslimle- yandaş kişi ve kurumlara talan için altın tepsiyle sunuldu.

“Doğa turizmi potansiyelinin artırılması” için önce doğanın ve kültür mirasının korunması esastır. Ancak o zaman doğru uygulama ve korumayla turizm adına çekim merkezleri oluşabilir. Oysa bu yasayla “ziyaretçi sayısının artması”, beton dökülmüş alanlarda kurulacak çirkin ve doğaya zarar verecek işletmelere vatan toprağının kiralanmış gibi gösterilen satışı yapılacak. Hayvanlar için can pazarı ihalelere açılacak av bir turizm rantına dönüşecek. Endemik bitkiler yok olacak, canlıların nesli tükenecek. Oysa nesli tükenesice siyasetçiler bu yasayı geçirirken suç ortakları muhalif vekiller oldu. Birkaç istisna hariç ne kamuoyunu bilgilendirmeye ne de oylamaya gelmeye zahmet etmediler. 191 milletvekili oylamaya katılmadı bile. CHP’nin 138 vekilinden sadece 35’i oradaydı ve red oyu verdi. Koruma kavramı; artık anlamı olmayan bir tanımla “istisnalar” kanununa kenar süsüdür.

GÜNDEMİN GÜRÜLTÜSÜ SESSİZ KAYBIMIZ

Ne yazık ki ülkemiz siyasetinin gündelik mesai gündemi çoğunlukla tek konuyla sınırlı. İktidarın tuzak gündemi muhalefetin tüm enerjisini alıyor. Artık tüm vekiller sadece hapishane ziyaretinde ya da mahkeme takibinde. Tabii izledikleri mahkemeler de önem ya da ‘siyasi ekip’ süzgecine göre yoğunluk alıyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde İzmir’de Tunç Soyer, Şenol Aslanoğlu ve bürokratların yargılandığı davanın duruşmasında salonda hiçbir MYK üyesi, milletvekili, il başkanı ve ilçe başkanı bulunmaması aslında mücadele, değişim, yönetim ve kavrayış anlamında çok önemli bir alt okuma sunuyor. Tercihler ve kararlar ihtiyaç ve sonuç arasına aşılması çok güç bir mesafe getiriyor.

Milli Park kanunundan nerelere geldin öyle demeyin lütfen. Bizi içinde bulunduğumuz kapandan kurtaracak olan irade, bir birine bağlı bir ideolojik algıyla süreklilik, tutarlılık ve kararlılık gerektirir ki mevzi kazanımları da bu savruklukla dağılmasın.

Konuya döneyim öyleyse.

HAFIZANIN SÖKÜLDÜĞÜ YER

Milli park dediğimiz alanlar, yalnızca ağaçların ya da yaban hayatının değil, ülke hafızasının da parçasıdır. Bu alanların parçalanması ya da farklı kullanım biçimlerine açılması, sadece bugünü değil, geleceği de eksilten bir tercih anlamına gelir. Çünkü doğa, kaybedildiğinde yerine konulamayan bir bütündür. Bu arkeolojik alanları, tarihin izlerini, yapıları da içeren bir kültürel miras alanının yok olmasına kadar geniş bir koruma hattıdır.

Bugün getirilen düzenlemelerle birlikte, “kamu yararı” tanımı son derece kullanışlı bir aldatmaca. Rant sahibinden başka kimseye faydalı değil.  Zeytin ağaçlarının koruma adı altında taşınması ve başka yere götürülmesi de koca bir yalandan başka bir şey değil. Asırlık ağaçlar taşındığında yaşamaz, verim olmaz. Süs objesi olarak taşımadan öteye geçmez bu vaat. Enerji, maden ya da turizm projeleri için tanımlanan istisnalarla, hukuken “korunan” alanlar, uygulamada pazarlığa açık hâle geliyor. Bu da yalnızca ekosistemi değil, hukuk güvenliğini de aşındırıyor.

AYNI DENİZİN İKİ KIYISI

Geçtiğimiz hafta Ege’nin iki yakasında coğrafi, tarihi, kültürel ve toplumsal ortak ve kadim geçmişimizin öğretileriyle dünyaya yayılan savaş ve şiddet kültürüne karşı güçlü bir mesaj verdik. Savaşan ve düşmanlaştırılan iki halkın barış temsilcileri olarak el ele dünü unutmadan bugünü korumaya kararlı bir birlikteliğin köklerini, benzer değil aynı unsurlarını bir kez daha hissettik.

Midilli kıyılarından Edremit kıyılarına uzanan yeşil hattın iki........

© Birgün