menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Birleşik Mücadele** (2) | Dil, dayanışma ve sorumluluk: Siyasetin Ahlâkı Seçim

32 81
19.02.2026

Geçen hafta sanat üzerindeki yasaktan üniversitelerin kuşatılmasına, kadınlara yönelik cezasızlıktan emek sömürüsüne uzanan başlıkların aynı siyasal aklın ürünü olduğunu ve bu nedenle mücadelenin de parça parça değil, yan yana, geniş bir hatta yürütülmesi gerektiğini vurgulamıştım. Bu birleşik mücadele önermesini yalnızca rejimin uygulamalarına karşı bir tepki hattı olarak görürsek yanılırız. Mücadele mağdurların, sivil toplumun, siyasi partilerin, kısacası tüm muhalefetin kendi siyasal dilini ve sorumluluk bilincini yeniden kurmasını da gerektirir.

Ancak muhalefetin önemli bir bölümü hâlâ iktidarın gündemine, bu gündemin boş girdabına kapılmış halde. Bizim artık gündem açıklamalarıyla yetinen somut dayanışma eylemleriyle bütünleşmeyen bir muhalefete, birbirine küfreden genel başkan / belediye başkanı kavgalarına; iç hesaplaşmaların iktidar yerine farklı fikir beyan eden, eleştiren, itiraz eden, itaat etmeyen üye ve delegeye dönüşüne, ihraçlara, ayrışmalara ayıracak zamanımız yok. Daha dün iktidar partisinin politikalarını belirleyen bakan danışmanların CHP’nin iktidar programlarını belirleyici aklına da hiç muhtaç değiliz. Bu, seçmene “başka bir yol” ve değişim vaadini daha en baştan boşa düşüren bir siyasal yoksullaşmadır. Ana muhalefet partisinin iktidar kadroları sağ partilerden gelen; partinin geçmişinden, siyasi hedefinden son derece uzak isimlerin böylesi kritik bir dönemde üstelik önemli bir oranda parti yönetiminde karar verici pozisyona taşınmasıyla şekillendiğinde ideolojik sapma kaçınılmaz olur. İşte o zaman diliniz aşağılayan, üstten bakan, yeren, yanlış bir yere kayar. Örneğin köylünün çiftçinin hakkını savunurken “köylüyüz işte”, “tarım en eğitimsiz kitlenin elinde” deyiveririsiniz. Üstelik bunun bir gaf olduğunu bile fark etmezsiniz. Örnek olarak ABD modelini översiniz. Toplum, iktidarın kötü politikalarının mimarlarından daha iyisini yani mevcut aklın değişmesini istiyor. İdeolojik tarafı net, ilkeli, tutarlı ve cesur bir alternatif görmek istiyor. İhtiyacımız olan da bu.

Yerel yönetimlerde ise başka sorunlar büyüyor. Başarılı sosyal projeleriyle, eşit, kapsayıcı hizmet anlayışıyla toplumun bu beklentisini karşılayan isimler iktidar eliyle görevden yani toplum üzerindeki etki alanlarından uzaklaştırılıyor, iftiralarla, gizli tanıklarla tutuklanıyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde güç zehirlenmesi var. Kimin, hangi liyakat kriteriyle neden ve nasıl aday belirlediği bilinmeyen – aslında........

© Birgün