Deprem ve ‘‘olası kast’’
Türkiye’de, geçen birkaç yıla ilişkin ölüm istatistiklerine baktım. TÜİK verilerine göre her yıl yaklaşık 500,000 vatandaşımız hayata veda ediyor. Tahmin edilebileceği gibi, bu ölümlerin çok büyük bir kısmı, tıbbi nedenlerden kaynaklanıyor. Kalp, damar, dolaşım sistemi rahatsızlıkları, çeşitli kanser türleri ve diabete bağlı ölümler en önemli ölüm nedenleri arasında. Tabii ki kazalar cinayetler, bu istatistikte alt sıralarda olsa da endişe verici düzeylerde.
İstatistiğin alt kırımı ise, ülkede her gün ortalama 1,300 kişinin öldüğünü gösteriyor.
Ama bundan tam 3 yıl önce bugün, 6 Şubat 2023 günü, resmi kayıtlara göre 53,000 kişinin birden "tek bir günde", hayatını kaybettiğini derin bir hüzün içinde hatırlıyoruz.
Bu 53,000 kişinin ölüm nedenleri kalp damar hastalığı ya da vücudun orasında burasında beliren habis bir tümör filan değildi. Sorumsuz bir sürücünün yaptığı hata da değildi. Bir katilin elindeki bıçak ya da ateşli silahla da kaybetmediler hayatlarını.
Bunlardan daha elim ve vahim olmak üzere, o gün onca deprem kurbanı tamamen "güçlü, yetkili ve sorumsuz" insanların "olası kastı" nedeniyle ebediyete intikal etmek zorunda kaldı.
Deprem ve benzeri toplu felaketlerde yaşanan yıkım ve ölümlerin asla bir "kaza" ya da "kader" sayılamayacağı, tamamen insan yapımı bir ölüm nedeni olduğunu tartışmaya bile gerek yok. Bir başka tartışmasız gerçek de, bu ölümlerin (hukuki jargonla ifade etmek gerekirse) "basit ya da bilinçli taksir" değil, "olası kast" nedeniyle yaşandığı gerçeğinden söz ediyorum.
Daha açık ifade etmek gerekirse; burada, "bir suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğinin öngörülmesine rağmen adeta umursamadan ve neticenin gerçekleşmesini göze alarak ‘olursa olsun’ şeklinde düşünerek bir fiilin gerçekleşmesi" söz konusudur. Tam da Türk Ceza kanunu 21’nci........
