Savaş ve laiklik
ABD-İsrail’in İran’a saldırmasıyla 28 Şubat’ta başlayan savaş devam ediyor. Kuşkusuz Savaş’ın ekonomik ve siyasal çok yıkıcı sonuçları yaşanıyor. İran’ın 165 okul çocuğunun öldürülmesinin de kanıtladığı gibi “savaş hukuku” kavramını da yok eden Savaşın bir başka ve “tarihsel özelliği” öne çıkıyor.
Savaşan üç ülkenin ortak noktası var: teokratik ya da din devleti olmaları. Ancak, Savaş, ABD-İsrail ve İran arasında değil de, “dinciliği” çok açık olan üç ülkenin yöneticileri arasındadır denilirse, bu, hiç de yanlış olmaz.
ÜÇLÜNÜN ORTAK NOKTASI
ABD’den başlayalım. Başkan Trump’ın katı Evangelist bir Hristiyan olduğu yıllardır söylem ve eylemleriyle biliniyor. Kendisini bir barış havarisi göstermeye çalışsa da Trump ne kadar savaş tutkunu olduğunu kanıtladı. Göreve başladığında Savunma Bakanlığı’nın adını Savaş Bakanlığı yaptı; başına da kendisinde “Tanrısal Güç” bulan P. Heggets’i getirerek kanıtladı. Dahası, İran’a saldırıyı başlattıktan hemen sonra, Beyaz Saray’da 15-20 “dinci” kişinin hep birlikte Trump’a kutsal dokunuşu ile başlayan bir tören yapıldı. Törene, “Turmp’a hayır demek Tanrı’ya hayır demektir” sözleriyle ünlenen Başkan’ın “Dinsel Yol Göstericisi” P. White’ın kendinden geçercesine “zafer, yağmur” çağrılı bir gösteriyi dünya kamuoyunun önünde sergiledi.
İsrail Başbakanı B. Netenyahu’nun “Büyük İsrail’in” oluşması için nasıl uğraş verdiğini, özellikle de Gazze, Filistin ve Lübnan’da, çocuk, kadın ve yaşlı ayırımı yapmadan; uluslararası hukuku hiçe sayan kırımları kanıtlıyor. Yine, geçtiğimiz günlerde ABD’nin yeni atanan İsrail Büyükelçisi M. Huckabee’nin “Nil’den Fırat’a –Türkiye’nin bir bölümünü e içine alan toprakların “Tanrı........
