Müziği susturamazsınız
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Sahnede iki büyük usta… Besteci ve orkestra şefi Leonard Bernstein ile 20. yüzyılın en büyük orkestra şeflerinden Herbert von Karajan… Okan Bayülgen Yahudi asıllı Amerikalı şef Bernstein’ı, Celal Kadri Kınoğlu ise Avusturyalı ünlü orkestra şefi Karajan’ı (Karayan okunur) canlandırıyor. İki büyük müzisyenin Viyana’da Sacher Oteli’nin lobisindeki buluşmalarını anlatan oyun Peter Danish imzasını taşıyor. Sacher’in ‘Devlerin Savaşı’ adıyla ve Sevin Okyay’ın özenli Türkçesiyle dilimize çevrilen oyun Bayülgen’in ‘KabareDada’ topluluğunca, Nihal Usanmaz yönetiminde sahnelendi. Usanmaz, yönetim başarısının yanı sıra, oyundaki üçüncü kişiyi, otelin barında çalışan genç kadını canlandırırken iki usta oyuncunun yanında ezilmiyor, doğru vurgularla oyuna güç katıyor.
‘Devlerin Savaşı’ müzik dünyasında farklı yönleriyle öne çıkmış iki dehayı karşı karşıya getirirken, iki sanatçının tarih içinde üstlendikleri rolleri sergiliyor. Taraf tutmadan, ucuzluğa kaçmadan… 1918 doğumlu Leonard Bernstein kabına sığmayan, çok yönlü bir sanatçı. New York Filarmoni Orkestrası’nın efsanevi şefi, piyanist, besteci, yazar, eğitmen… ABD müzik tarihinde eşsiz bir konuma sahip; yedi Emmy Ödülü, iki Tony Ödülü ve on altı Grammy Ödülü ile. Bir de Oscar adaylığı var; ‘Batı Yakasının Hikâyesi’ filmi için yaptığı müzikle ödülü alamama nedeni, müziğin daha önce Broadway’deki müzikalde kullanılması olsa gerek…
1908 doğumlu Herbert von Karajan ise şefliği küçümsememiş; ele aldığı eserleri en mükemmel biçimde yorumlamaya adamış hayatını. Ne var ki, yaşamında onulmaz bir hata yapmış. Nazi döneminde partiye katılıp, kariyerini sürdürme yolunu seçmiş. Savaş sonrası insan hakları savunucusu olarak konserler yapması onu bir ölçüde temize çıkarsa da bu lekeden kurtulamamış. Bernstein, en az kendisi kadar ünlü olan Karajan’la karşılaşmasında onun bu zayıf noktasına saldırmaktan geri durmuyor elbette… Oyunu daha fazla anlatıp, seyir keyfinizi bozmak istemem. En iyisi yazar Sacher’in program broşürüne yazdığı metinden bir bölümü paylaşmak: ‘Biri Amerikalı Yahudi, diğeri Nazi geçmişine sahip bir Avusturyalı olan bu iki ezeli rakibin o gece neler konuştuklarını düşünmek beni heyecanlandırdı. Sohbetlerini hayal etmeye koyuldum’… Yani, belgeselden çok kurmaca yanı ağır........
