Beyazperdede iç savaşlar
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Ülkemiz yeni bir dönemeçte. On yıllar boyu ‘düşman’ bellenmiş ‘öteki’ni kabul etmek kolay olmayacak. Toplumsal rıza olmadan da barışın sürekliliğini sağlamak zor. Slogancı yaklaşımları bir yana bırakıp, dışladığımız, tanımak istemediğimiz bir toplum kesimi ile ‘empati’ kurabilmek gerekiyor. Bu noktada, beynin yanı sıra yüreğe de hitap edebilen sanat yapıtları en güçlü desteği sağlayabilir. Yeter ki politikacılar sanatın önemini kavrasın; sanatı bir eğlence aracı olarak görmekten vazgeçsin… Kamu sanat kurumları ve sivil toplum bu sürece öncülük edebilir. Kürt kültürüne ilişkin oyunların sahnelenmesi, Kürt-Türk müzisyenlerin birlikte yer aldığı konserler düzenlenmesi, kültürlerarası dostluğu konu alan ve dünya tarihini yorumlayan başarılı filmlerin izleyici kitleleriyle buluşmasını sağlayarak… Kuşaklar boyu şoven ezberlerle beyni yıkanan kitlelerin farklı bakış açıları ile tanışması toplumsal barışa giden süreçte olumlu rol oynayacaktır hiç kuşkusuz. D.W. Griffith, 1916 yapımı ‘Hoşgörüsüzlük / Intolerance’ filminde insanoğlunun önyargılara karşı verdiği mücadeleden söz ediyordu.
Bu mücadele tarih boyunca sürdü. İslam tarihinde Halife Osman’ın öldürülmesi ile başlayan, Kerbela Savaşının ardından daha da alevlenen ayaklanmalar yüzyıllar boyu sürecek bir Alevi-Sünni çatışmasının temellerini oluşturdu. Kürtler, Osmanlı İmparatorluğunda görece bir özerkliğe sahipti. 19. yüzyılın başlarında beyliklere son verilmesiyle ilk Kürt ayaklanmaları çıktı. Cumhuriyet döneminde Koçgiri, Şeyh Said isyanları ile süren çatışmalar belirli dönemlerde yoğunlaşarak devam etti. Bu çatışmalar sözlü halk destanlarına - dengbej kilamlarına konu olurken, sahnelere ya da beyazperdeye yansıması pek sınırlı kalmıştır.
Toplumsal farklılıklardan (din ve ırk ayrımcılığından) kaynaklanan çatışmalar tarih boyunca sürerken, sanatın tüm dallarında yorumlandı, eleştirildi. Kimi toplumsal süreçler içinde, kimi ise sonraki zamanlarda yazıldı, bestelendi, yorumlandı; tiyatro oyunlarına, şarkılara, filmlere konu oldu. İrlanda edebiyatının önemli isimlerinden Brendan Behan’ın ‘Rehin / The Hostage’ adlı baladında yer alan ‘18 Kasım’ şiiri, İrlandalı Cumhuriyetçilerin Cork yakınlarındaki bir kasabada (Macroom’da) düşürüldükleri pusuyu konu alır. Şarkı sözleri Mikis Teodorakis tarafından ‘Gülen Delikanlı’ adıyla Yunan diline aktarılıp, bestelendi ve Yunanistan’da antifaşist direnişin simgelerinden biri oldu. Tıpkı Neruda’nın şiirinden Teodorakis’in bestelediği ‘Canto General’ (Evrensel Şarkı) gibi… Günümüzde Filistin için yazılan oyunlar, söylen şarkılar gibi… Toplumsal hafıza bu gibi yapıtlarla canlı tutulur. Ayrımcılıktan, hamasetten uzaklaşıp, ötekini anlamamıza yardımcı olur.
SAHNEDEN PERDEYE AYRIMCILIK
Malraux, Hewingway, Camus, Dali, Picasso gibi pek çok yazar tanık oldukları iç savaşların acısını yüreğinde duydu, bu acıyı tüm insanlıkla paylaştı. Bizim yazarlarımız arasında da dünyada olup bitenlere duyarsız kalmayanlar oldu. Dostlar Tiyatrosunca sahnelenen Orhan Asena’nın ‘Şili’de Av’, Cuma Boynukara’nın ‘Ölüm Uykudaydı’, Bilgesu Erenus’un ‘Güneyli Bayan’ oyunları evrensel çatışmaları gündeme taşıdı. Peki ülkemizdeki gerilim ve çatışmalar ne kadar yansıdı sahnelere ya da beyazperdeye diye sorarsanız, Turan Oflaoğlu ve Orhan Asena’nın tarihi oyunları, Bilgesu Erenus’un ‘Dersim’38’, Cuma Boynukara’nın ‘Çok Geç Olmadan’, Mirza Metin’in ‘Disko 5 no’lu’ oyunları ilk akla gelenler. Tabi bir de, Kürt ozanı Ehmede Xani’nin bir aşk hikayesinin arka planında beylikler döneminin atmosferini aktardığı ‘Mem ü Zin’ destanın Cuma Boynukara tarafından oyunlaştırılıp, Devlet Tiyatrolarında ve Şehir Tiyatrolarında sahnelenmesi var.
Sinemamızda, İslam ve Türk tarihindeki çatışmalar Köroğlu, Malkoçoğlu gibi kahramanlık hikayelerinin fonunda yer alır. Çok sayıda tarihsel yapım arasında sinema tarihimizde iz bırakan var mıdır sorusuna olumlu bir yanıt verebilmek zor. Bunun temel nedenleri, sinemamızın ekonomik koşulları ve üzerindeki sansür kılıcının ‘tehlikeli’ konulara dokunulmasını olanaksız kılması herhalde… Yılmaz Güney’in ‘Düşman’, ve ‘Yol’, Haluk Ünal’ın ‘Saklı Hayatlar’, Tomris Giritlioğlu’nun Yılmaz Karakoyunlu romanları uyarlamaları ‘Salkım Hanımın Taneleri’ ve ‘Güz Sancısı’, Yeşim Ustaoğlu’nun ‘Güneşe Yolculuk’, Kazım Öz’ün ‘Fotoğraf, Hüseyin Karabey’in ‘Gitmek’, Hakan Alak’ın ‘Hakikat: Şeyh Bedreddin’, Reis Çelik’in ‘Işıklar Sönmesin’ filmleri toplumumuzdaki ayrımcılık/ötekileştirme sorununa dikkat çeken az sayıdaki film arasında. Unuttuklarım varsa affola…
İç Savaş kavramı bir ülke içindeki –ırk, din, kültür farklarından kaynaklanan- ayrımcı politikalara karşı verilen mücadeleleri kapsar. Baskıcı yönetimlere başkaldıran halkların verdiği mücadeleler bu kavram çerçevesinde ele alınabilir. İspanyol ve Portekiz sömürgecilerin Latin Amerika’daki, İngiliz ve Fransızların Kuzey Amerika, Afrika ve Uzak Doğu’daki işgalleri, katliamları ve halkların yerel işbirlikçilere karşı verdiği mücadeleyi ve Filistin’deki soykırımı -geçen haftaki yazımın kapsamında olan- sömürge savaşları çerçevesinde değerlendirmek doğru olur. Gene de, Cezayir Savaşına giden günleri anlatan Mohammed Lakhdar Hamina’ını Altın Palmiyeli filmi ‘Kor Yılları’nı (MUBI’de) ve Fransız sömürgecilere karşı ayaklanan Vietnamlıların hikayesini anlatan Régis Wargnier’nin ‘Indochine’ini ve şu sıralar sinemalarımda gösterilecek ‘Filistin 36’yı izlemenizi öneririm. Nazizm, Faşizm gibi insanlık düşmanı rejimlere karşı verilen mücadeleler, örneğin Fransa’daki ‘Resistance’ -Vichy rejimine karşı direnenler- bir iç savaş olarak nitelendirilebilir. Hatta ’68 eylemleri’ de bu kavram çerçevesinde ele alınabilir. Sözünü ettiğim dönemler o kadar çok sayıda iyi filme konu oldu ki, bu kısa yazıda birkaçını anmak haksızlık olur.
Tarih sinemayı etkiledi; peki sinema tarihi etkiledi mi diye soracak olursanız, Oğuz Makal’ın ‘Sinema Tarih, Tarih Sinema’ adlı kitabına başvurmanızı öneririm: Joris Ivens, İspanya İç Savaşını ilişkin belgeseli ‘İspanya Toprağı’nı çektiği bir akşam hava kararınca çekimi durdurmuş, ama Uluslararası Tugay’ın komutanının ricası üzerine mekandan ayrılmamış, kamerayı gören milliyetçiler de bir tehlike olmadığını düşünmüşler; Uluslararası Tugay’ın savunmakta olduğu köprü de birkaç saat daha ellerinde kalmış. Bir başka olay ise, Meksika iç savaşı sırasında çekim yapan Raoul Walsh’ın kamerasında film kalmadığı için Pancho Villa’nın harekatını birkaç gün erteletmesi… Ayrıntılarını kitaptan okursunuz artık…
AMERİKAN İÇ SAVAŞI VE SİYAHLARIN İSYANI
Hollywood’un en çok işlediği temalardan biridir Amerikan İç Savaşı. Birlik (Union) yanlısı Kuzey eyaletleri ile siyah kölelerin çalıştığı tarıma dayalı ekonomisinden ötürü reforma karşı çıkan ırkçı Güney eyaletleri (Konfederasyon) arasındaki iç savaş 1861-65 yılları arasında sürdü ama Amerikan toplumu bu ayrımcılıktan tümüyle kurtulmuş değil. Griffith’in 1915 tarihli ‘Bir Ulusun Doğuşu’ndan günümüze sayısız film yapıldı. Öne çıkanlardan bir kaçı şunlar: Victor Fleming’in ‘Rüzgar Gibi Geçti’, Buster Keaton – Clyde Bruckman’ın ‘General’, William Wyler’in ‘Friendly Persuasion’, John Ford’un ’Kan Kalesi / Fort Apache’, Edward Zwick’in ‘Zafer/Glory’, Steven Spielberg’in ‘Lincoln’, Ronald Maxwell’in ‘Gettysburg’, Sergio Leone’nin ‘İyi, Kötü ve Çirkin’, Don Siegel’in........
