‘Ci’lerle ‘cı’ların savaşı
Pek çok sözcüğün 20. yüzyıldakinden -şunun şurası 26 yıl öncesinden- daha farklı anlamlar taşıdığı bir dönemde yaşıyoruz. ‘Adalet’, ‘hukuk’, ‘anayasa’, ‘güvenlik’, ‘barış’ gibi, özellikle toplumsal yaşamı ve kamusal alanı ilgilendiren çok sayıda önemli sözcük, akıl ve insanlık dışı dönüşümlere uğruyor. ‘İnsanlık’ ve ‘akıl’ da bu listeye dahil...
Bir de, ‘ci’lerle ‘cı’larda ortaya çıkan bir sorun var: Bu eklerle üretilen ve temeldeki sözcüğün anlamından uzaklaşan pek çok kavram var. ‘Yerleşimci’, bunun en iyi örneklerinden biridir galiba.‘Yer’ kökünden türetilmiş ‘yerleşim’, genellikle nötr, bazı durumlarda ise birlikte yaşama kültürüne gönderme yaptığı için olumlu algılanan bir sözcük. Sözlüklerde “Yerleşme; iskân” (Dil Derneği), “Yerleşmek işi” (TDK) şeklinde tanımlanıyor. Avcı-toplayıcılık ve göçebelikten çıkıp köy, kasaba, kent gibi birimler kurma, birlikte yaşama kültürü oluşturma aşamalarıyla, önemli bir uygarlık kavramı. Ama bu sözcüğe getirilen ‘-ci’ ekiyle her şey tepe taklak oluyor.
Elbette ‘-ci’, öncesindeki anlamı devam ettirmek zorunda değil. Örneğin, tatlı satan biri (‘tatlıcı’) hiç de ‘tatlı’ bir insan olmayabilir. Ya da odun satan biri (‘oduncu’), odun sözcüğünün çağrıştırdığının tersine çok yumuşak karakterli bir insan olabilir. Milliyetçi-İslamcı yazar Süleyman Nazif’in, kendi çevresindeki bazı isimleri eleştirmek amacıyla söylediği şu sözle ifade edildiği gibi: “(Ci, cı, cü, cı), Türkçede meslek edatlarıdır. Kahveci, arabacı, kömürcü, sabuncu gibi… Nasıl, kahveci kahve, arabacı araba, kömürcü kömür, sabuncu da sabun demek değilse, Türkçülerin de çoğu........
