Çağımızın Homeros’u olamamak
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Hayatta en çok arzuladığımız şeyler, çoğu zaman bir zamanlar sahip olduğumuz ama kaybettiğimiz şeylerdir. Homeros’un Odysseia’sı tam da bunun peşinde: Kaybedilen evin, kaybedilen zamanın ve savaşın geride bıraktığı adamın hikâyesi. Küçük bir nostos meselesi (νόστος, eve dönüş).
Anlatı geleneğinin bugün en yüksek durağı IMAX; bu imkânı sonuna kadar kullanan isim ise Christopher Nolan. Onun Odysseia’sı, Homeros’un dünyasını perdeye taşımaktan öte daha büyük bir ihtimali barındırıyordu. Nolan, modern imkânlarla çağımızın Homeros’u olabilir miydi? Ne var ki Nolan’ın Odysseia’yı fazla büyütmesi tam da bu fırsatı bozuyor. O, iddiasını büyüttükçe manayı daraltıyor. Gösteri ile anlam birbirini beslemek yerine birbirini tüketmeye başlıyor. Oysa Odysseia’da asıl meselelerden biri zaman. Zaman, en uzun mesafedir. Odysseus’un yolculuğunun anlamını belirleyen şeydir. Filmde ise bu mesafe büyük ölçüde siliniyor. On yıl, bir dizi muhteşem sahnenin arasına sıkışmış bir süreye dönüşüyor. Bu da bana kalırsa filmin en büyük kayıplarından biri. Belki de çağımızın Homeros’u olabilmek için Nolan’ın daha büyük bir film değil, daha küçük bir film çekmesi gerekiyordu. Odysseus’u eve dönmekten alıkoyan kibir, bu kez onu anlatmaya soyunan yönetmenin önüne çıkıyor.
“AN UNCOMPLICATED MAN”
Homeros’u bugün yeniden anlatmak, Homeros’u tekrarlamak anlamına da gelmiyor elbette. Bunun son yıllarda en iyi gösteren isimlerden biri Emily Wilson. Odysseia’nın İngilizce çevirisini yapan ilk kadın olan Wilson, metni çağdaşlaştırırken ona dışarıdan modern bir ahlak yapıştırmak yerine, yüzyıllar boyunca çevirilerin ve erkek egemen klasik filolojinin üzerini örttüğü iktidar ilişkilerini yeniden görünür hale getirmişti. Köleleri yeniden köle, hizmetçileri yeniden hizmetçi yaptı; Odysseus’un kahramanlığının yanı başında duran şiddeti, sınıfı ve erkek egemenliğini dilin içine geri koydu. Aynı Wilson, London Review of Books’ta........
