Deprem, dayanışma ve kimlik
Deprem ve kimlik ilişkisi, geçtiğimiz yıllarda tanıklık ettiğimiz gibi, ırkçı bir dil ve söylem nedeniyle genellikle olumsuz algılara konu olmuştur. Çağrıştırdığı bu imgeler bir tür ‘kimlikfobi’ ile birleşince vicdani-ahlaki sınırları da zorlamıştır. O kadar ki depremde hayatını kaybedenlerin ‘kimlikleri’, bazı toplumsal kesimlerde belli belirsiz bir sevinç haline bile yol açmıştır. Bu siyasal manzara ne yazık ki ‘kimlik siyaseti yapmamayı’ tavsiye eden ve hatta mecburi hale getirenlerin, gerçekte çok katı şekilde yaptıkları kimlik siyasetinin bıraktığı bir olumsuz mirastır.
Esasen kimlik, daha çok modernleşme sürecinde bir tür kaçınılamaz bir politik imge olarak inşa edilmiştir. Benedict Anderson’un ifadesiyle ‘herkesin bir ağzı ve iki kulağı olduğu gibi, neredeyse bir de ulusu olması gerektiği’ fikri ‘kollektif düşünce’ haline getirilmiştir. Bu tuhaf durum, hem devletler tarafından belli kimliklerin bir araya toplanması ya da tasfiye edilmesini mümkün kılacak araçların inşa edilmesini, hem de ilgili kimliklerden insanların bir araya gelmelerini, dayanışma içinde olmalarını teşvik etmiştir. Bu da kimliksel çatışmalara yol açtığı gibi, kimlik içi tutunmalara da zemin teşkil etmiştir.
Bu demektir ki ‘kimlik’ her zaman ve koşulda olumsuz imgelerle birlikte anılamaz. Böyle olduğu gibi bambaşka işlevleri de vardır ki........
© Birgün
