menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran’ın zaferi ve savaştan siyaset dersleri

92 0
13.04.2026

Geçen haftaki yazımda, AKP iktidarının artık ülkeyi eskisi gibi yönetemediğini belirterek, tarihin sıkıştığı, siyasal ve toplumsal bir kilitlenme yaşandığı saptamasını yapmıştım. Bu bir ulusal ölçekte kriz halidir. Bir toplumun ve ülkenin yoluna bu sıkışma ve kilitlenmeyi aşmadan devam etmesi imkânsızdır.

Türkiye ya daha koyu bir karanlığın içine sürüklenecek ve bir diktatörlüğe savrulacaktır -ki bu gerici bir çözümdür, ama yine de çözümdür- ya da islamcı-faşist saldırıyı durdurarak, demokratik bir hamle ile yeniden aydınlanma yoluna girecektir.

Üçüncü bir olasılık da bu iki yön ve yol arasında arafta kalmaktır. Bir tür hibrit rejimdir. Bu durum çürüme ve yavaş intihar, yani ölümün geciktirilmesinden başka şey değildir. Verili koşullarda zayıf olasılıktır.

Tarih, insanlığın ve cumhuriyetin birikimi, felsefe ve edebiyat, bu ülkenin müktesebatı ve kültürel fayları, devrimci geleneği ve ahlakı, iç ve dış koşullar ilerici bir çözümü çağırıyor. Tarihin çağrısıdır bu.

Eğer toplum ve onu temsil eden siyasal örgütleri bu çağrının gereğini yapamazsa -ki çok zorlu bir iştir- ülke gerici çözüme teslim olacaktır.

Yine geçen haftaki "Siyasette Kurt Kapanı" başlıklı yazımdan; siyasal islamcı hareketin iç iktidar dinamiklerini hızla yitirdiğini belirterek, yeniden dış dinamiklere yaslanarak ömrünü uzatmaya çalıştığını belirtmiştim. Erdoğan-AKP iktidarının bu amaçla üç siyasal hamle yaptığına dikkat çekmiştim. Bu poli-taktik hamleler daha çok içeride siyasal alanı hile, kumpas ve zorla yeniden düzenlemeye yöneliktir. Hedef iç iktidar dinamiklerini yeniden üretmektir. Ancak bunun için elinde devletin şiddet aygıtlarından başka bir araç da bulunmuyor. Bu durum büyük bir “meşruiyet” sorunu ve toplumsal tepki yaratıyor. Dahası tam tersi sonuçlar doğuracak gibi görünüyor.

AKP DE KAYBEDECEK!

AKP iktidarı en önemli gücünü ve meşruiyet kaynağını ABD ve Trump yönetiminden almaya çalışıyor. Bu nedenle sinsi bir şekilde onu bütün kirli operasyonlarında örtük şekilde destekliyor. Öyle ki, İran’a saldırdığı için utangaç şekilde bile ABD’yi kınayamıyor. Bu ayıbını ise İsrail’e söylenerek, yani sadece lafla eleştirerek örtmeye çalışıyor.

Oysa Trump, İran’dan kaybederse sadece fiyakası bozulmayacak, gücünü de yitirecek diye vurgulamıştık. Atlantik ittifakı (NATO) büyük yara alacak, ABD ve Avrupa arasındaki mesafe bir kopuşa dönüşmese de derinleşecektir. Daha önemlisi ABD emperyalizmi İran’da yenilirse, onun bölgedeki işbirlikçileri de kaybedecektir. Onlardan biri de Erdoğan-AKP iktidarıydı. Öyle olacak.

ABD emperyalizmi ve Trump’ın faşizan iktidarı İran’da kaybetti. İran’ın varlığını ve gücünü koruması kazanması demekti. Daha fazlası oldu; İran Hürmüz Boğazı’ndaki hâkimiyetini savaşarak güçlendirdi. Bu stratejik yolun tek sahibi oldu. Uluslararası bir ticaret yolu olan Hürmüz, artık bir İran boğazı niteliğine dönüştü. Tahran geçişlerden ücret almaya başladı.

Gazeteci dostum M. Ali Güller, Cumhuriyet’te İran’ın neden kazandığını (9 Nisan 2026) kapsamlı şekilde yazdı. İran’ın........

© Birgün