menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Casusluk ve Amerikancı iktidarın sicili

40 5
09.02.2026

İktidar bir diktatörlük hukuku oluşturmak istiyor. Bunu da tertiplediği siyasal kumpas davaları ve açtığı soruşturmalar üzerinden yapmaya çalışıyor. Siyaset ve muhalefet yapmayı, bağımsız ve nitelikli gazeteciliği suç saymaya kalkışıyor.

Türkiye’yi İslamcı-faşist bir diktatörlüğe sürükleyerek, kurmak istediği rejimi kalıcılaştırmaya çalışan iktidar, bunun önünde engel olabileceğini düşündüğü kişi ve kesimleri etkisizleştirmeye, kurum ve kuruluşları da tasfiye etmeye yöneliyor. Bunun son örneğini, benim de dört sanığından biri olduğum “casusluk” davası iddianamesi oluşturuyor.

Bu amaçla, iktidar, CHP ve muhalif belediyelere karşı yıkıcı bir operasyon yürütürken, bağımsız ve nitelikli gazetecilik/yayıncılık yapan medya kuruluşlarını da “susturmaya” kalkışıyor. Bunun en pervazsız ve çarpıcı örneğini ise TELE1’e el konulması oluşturuyor. Yine bu bağlamda, şeriatçılığa karşı mücadele edilmesini suç sayan yeni bir hukuk ve anayasa ihlali ile laiklik ve Cumhuriyete karşı açık bir saldırı başlatılıyor. SOL Parti’ye yönelik adli ve fiili saldırıların anlamı da budur. Suç işliyorlar. Bu saldırıların önümüzdeki dönemde artacağını öngörmek ve buna hazırlıklı olmak gerekiyor.

Yukarıda da işaret ettiğim gibi, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve benim hakkımda tutuklama kararı verilerek TELE1’e el koydukları yalan ve iftiraya dayalı beşinci sınıf bir siyasi kumpas davası olan “casusluk” soruşturmasının yeni açıklanan iddianamesi, sözünü ettiğim “yol temizliği” operasyonunun en önemli siyasal etaplarından biridir. Bir hukuk faciası olan iddianameler tek bir kanıta dayanmıyor. Esas olarak iktidara muhalefet etmeyi ve bağımsız gazeteciliği, vehim ve varsayımlarla suç ilan etmeye kalkışan bir ibret belgesi çıkarılıyor.

Örneğin; İmamoğlu’nun İstanbul seçimlerini kazanması ve TELE1’in bu konudaki yayınları “casusluk” sayılmaya çalışılıyor. Bırakın hukuku, akıl ve mantık dışı bir tablo ile karşı karşıyayız. Suç işleniyor.

Bu tablo, iktidarın zavallılığına, büyük bir güç ve inandırıcılık yitimine uğradığını da ortaya koyuyor. Tarihsel ve siyasal koşulların kendisini sıkıştırdığına işaret ediyor. Daha da önemlisi; tam bu nedenle iktidar baskıyı giderek artırıyor. Zamanı kaçırmanın paniği ve korkuyla saldırıya geçen iktidar, iç dinamiklerini kaybedince, salt dış dinamiklere dayanarak ayakta kalacağını sanıyor. Fena halde yanıldıklarını görecekler.

Basit bir zekâ kıvılcımı bile taşımayan, art niyetli, akıl dışı ve esas olarak kendi iktidar ömürlerini uzatmak için yurtseverleri lekelemeye çalışıyorlar. Casusluk operasyonu kumpasçıları, yayınlanan iddianame nedeniyle adeta suçüstü yakalanmış durumdadır. Ortada bir rezalet var.

Türkiye’de ve bölgede siyasal İslamcıların tarihi, emperyalizm ve başta CIA ve MI6 olmak üzere istihbarat örgütleriyle utanç verici bir işbirliğinin tarihidir. BirGün gazetesinde 17 Kasım 2023 tarihli yazımda; Türkiye’de siyasal İslamcılığın esas olarak bir Soğuk Savaş dönemi ürünü olduğunu ortaya kanıtlarıyla koydum. Bu hareketin kurucu kuşağından kişilerin CIA ile bağlantılı olduklarını, örneğin Av. Bekir Berk’in sicilini, yine İslamcı hareketin içinden gelen tanıklarla gösterdim. AKP’nin kuruluşu ve iktidara taşınması da farklı değildir.

Bir ABD projesi olarak kurulan ve iktidara taşınan AKP’nin sicili de bu anlamda yüz kızartıcıdır. Ben AKP’nin kuruluş sürecini, bu dönemde kurulan........

© Birgün