ABD, Yeni Ortadoğu Düzeni ve Bağımlılığın Sürekliliği-II: Devlet merkezli düzen ve SDG’nin düşüşü
Dünya ölçeğinde jeopolitik gerilimler artarken devletlerin ve coğrafyanın önemi artar. ABD bu yeni dönemde, küresel ölçekte bir hegemonya mücadelesine girişmişken, doğrudan muhatap olacağı, stratejik işbirliği yapacağı devlet yapılarıyla çalışmak istiyor. Bu yeni düzende devlet altı örgütlerin işlevi çok sınırlı.
Bunlar PYD/SDG gibi ABD’ye yakın veya Hamas, Hizbullah gibi ABD düşmanı olabilirler. IŞİD gibi farklı istihbarat kuruluşlarına hizmet eden örgütler de bu kategori içinde.
ABD için PYD/SDG bir müttefik olsa da, bu yeni düzende önemi çok azaldı. ABD-İngiltere-Suudi Arabistan-Türkiye etkisindeki Şara, Şam’ın kontrolünü ele geçirdiğinde aslında SDG’nin anlamı, işlevi ve faydası çok azalmıştı.
Aslında ABD, bunun sinyallerini vermeye başlamıştı. Ama Trump ve Tom Barrack’ın gereğinden fazla konuşmaları ve birbiriyle çelişen açıklamaları, kafa karıştırdı ve siyasetin gürültüsü arasında ana mesajları kayboldu.
ABD İÇİN SDG NEDEN İŞLEVSİZ KALDI
ABD’nin Kürt politikası ve Suriye’deki SDG ile kurduğu ilişki daha uzun bir analizi gerektirir. Ama burada, gelinen noktada SDG’nin ABD stratejisi açısından neden işlevsiz kaldığından kısaca bahsetmek gerekirse;
1-SDG’nin en büyük sorunu, ABD desteği olmadan varlığını sürdüremeyecek bir oluşum olmasıydı. Mesele ABD’nin askeri varlığını meşrulaştırmak ise ABD’nin, başta İncirlik, Irak, Ürdün gibi çevre ülkelerde yerleşik, yıllardır çalışan üsleri vardı. Hatta, Suriye’deki en önemli askeri varlığı SDG bölgesinde değil, ülkenin güneyindeki el Tanf üssüydü. Ama Şam’ın düşmesinden sonra onun bile stratejik değeri çok azalmıştı ve ABD oradan çekildi.
Ortada İran ve Rusya’ya yakın bir Esad kalmayınca, artık onun dengelenmesini gerektirecek bir durum yoktu.
2- ABD, bu yeni dönemde ve düzende bölgesel sorumluluklarını müttefiklerine yüklemek istiyor. SDG ise ABD’nin bütün askeri yardımına rağmen, sanılanın aksine çok kırılgandı. Suriye’deki Kürt nüfus azdı, SDG Arap aşiretlerinin desteğine muhtaç, karadan ve havadan ABD güvenlik şemsiyesine bağlı bir yönetimdi. Yani, Ortadoğu’ya bir güç projeksiyonu yapabilecek devlet kapasitesine sahip bir aktör değildi.
3- SDG, ABD’nin üç müttefiki için sorun oluşturuyordu: Türkiye, Şara ve kısmen Barzani. ABD ise artık müttefikleri arasındaki sorunların bitmesini istiyordu. Kısacası, ABD’nin, varlığını sürdürebilmesi için enerji harcayacağı örgütlere değil, iş yapabileceği, kendisine yük olmayıp, üzerindeki yükü alacak, bölgede sorumluluk üstlenecek müttefiklere ihtiyacı vardı.
Bölgeye yönelik paradigması değiştiğinde, başına ödül koyduğu Şara’yı Beyaz Saray’a kabul ederken, 10 yıl boyunca desteklediği SDG’nin, terör örgütü olarak tanımladığı HTŞ tarafından ezilmesine ses çıkarmadı.
MÜTTEFİKLER ARASI UYUM VE BÖLGESEL SAHİPLENME
Bu noktada HTŞ devletleştirilerek örgüt konumundan çıkarılırken, SDG devletleşmesi mümkün olmadığı için tasfiyeye zorlandı. Sonuçta, Şara ve........
