menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ötegezegenden radyo sinyali tespit edildi

32 0
27.09.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Son zamanlarda, Ay’ın uzaylılar tarafından Dünya’yı seyretmek için yerleştirilmiş olduğundan tutun da aslında Ay’ın hiç bulunmadığına kadar uzanan, komplo teorisi demeye dilimin varmadığı, çeşitli senaryoları açıklamak durumunda buluyorum kendimi. İnsanların her geçen gün git gide artan kendini özel hissetme kaygısı bir yana, ben yine iğneyi kendime batırıyor ve bilimi daha erişilebilir, anlaşılabilir ve tercih edilir kılmamız gerektiğini düşünüyorum. Nihayetinde insanlara 5 2 0 diyerek bolluk ve bereketi çağırabileceğini, bundan en fazla bir saniye sonra da 7 4 1 diyerek bunu hızlandırabileceğini söylediğinizde ilk tepkileri “Aaa, hemen ezberleyeyim” olmuyor da bir açıklama ve ikna süreci vardır herhalde, öyle değil mi? Peki sahte bilimlerin başardığını temel bilimler neden başaramıyor?

İnsanlar gerçekten bilime ilgisini kaybetmiş olsa oturup karmaşık gök haritaları üzerinden astrolojik yorumlar yapmayı öğrenebilmek için çuvalla para ve zaman harcamazdı. Uzaylılar, paralel evrenler, zaman yolculuğu, kara delikler, kuantum fiziği ve evrenin nasıl oluştuğuna dair videolar da saatlerce izleniyor ama ne yazık ki izlenen videoların içeriği gerçek bilimsel kuramların açıklaması değil de daha ziyade yine komplo teorileri üzerine. Yani insanların merakı kaybolmuş değil. Maalesef ki bu merakı gidermek konusunda sahte bilimler, temel bilimlerden daha başarılı. Dikkat çeken nokta şu ki, sahte bilimler çoğu zaman yalnızca bilgi(!) vermekle kalmıyor, insanlara çeşitli hikâyeler de veriyor. Daha da önemlisi, o hikâyenin içinde kişilere bir rol veriyor. “5 2 0 dersen hanene bolluk gelir.” Ne kadar güzel bir cümle: Kısa, anlaşılır ve uygulanabilir. Üstelik bir şey yapmaya, aksiyon almaya da imkân tanıyor. Hayatınızın kontrolünü elinize aldığınızı hissettiriyor. Bir de bunun üzerine “Bunu herkes bilmiyor” veya “Biliminsanları bunu açıklayamıyor” diye eklendiğinde, artık yalnızca bir sayı dizisi değil, insanın kendisini özel hissettiren küçük bir sırrı olmuş oluyor. Bilim ise aynı noktada biraz daha huysuz bir tavırla “Bu iddianın mekanizması nedir?” diye soruyor. “Nasıl ölçüyoruz? Kontrol grubu nerede? Bu sonuç başka bir araştırmacı tarafından tekrarlandı mı? Alternatif açıklamalar neler olabilir?” Üstelik bütün bunların sonunda bilim çoğu zaman kesin bir cevap vermek........

© Birgün