Enerji şokuyla ‘Kral çıplak!’
Dünya ekonomisi geçici dalgalanmaların değil, daha derin ve kalıcı kırılmaların şekillendirdiği yeni bir döneme girdi. İran savaşıyla birlikte Hürmüz Boğazı çevresinde oluşan jeopolitik riskler, yalnızca petrol fiyatlarını yükselten klasik bir arz şoku yaratmadı; küresel enerji düzeninin kendisini sarsan yapısal bir kırılmaya dönüştü. Bugün sorun sadece pahalı petrol değil, aynı anda lojistik zincirleri bozuluyor, tanker rotaları değişiyor, sigorta maliyetleri sıçrıyor, stratejik rezervler eriyor ve küresel enflasyon yeniden yukarı itiliyor. Dünya ekonomisi “yüksek faiz-yüksek maliyet-düşük büyüme” sarmalına girdi.
ABD’nin son enflasyon verileri de bu dönüşümün en net göstergesi. Enerji maliyetlerindeki yükseliş artık yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil; gıda, kira, lojistik ve hizmet sektörünü de yukarı çekiyor. Bu da enerji şokunun geçici olmaktan çıkması demek. Tahvil piyasalarındaki sert satışlar da bunun sonucu. ABD 30 yıllık tahvil faizlerinin yeniden yüzde 5’e yaklaşması, yatırımcıların uzun süre düşük enflasyon ve düşük faiz dönemine geri dönüş beklemediğini anlatıyor. Fed’in faiz indireceği beklentisi birkaç ay öncesine kadar ana senaryoydu. Bugün ise piyasalar tam tersini fiyatlıyor.
Türkiye ise bu yeni döneme dünyanın en hazırlıksız ekonomilerinden biri olarak yakalandı.
Çünkü Türkiye zaten yüksek enflasyon, zayıf rezervler, bozulmuş gelir dağılımı ve kırılgan dış finansman yapısıyla son derece hassas bir noktadaydı. Şimdi bunun üzerine bir de enerji şoku ekleniyor. Petrol fiyatlarının 100 doların üzerine yerleşmesi Türkiye açısından artan cari açık, bütçe açığı ve enflasyon baskısının yeniden büyümesi, TL politikasının zorlanması demek.
Nitekim cari işlemler dengesi şimdiden alarm verdi. 12 aylık cari........
