menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Boğaziçi’nin payına düşen Türk demokrasisi

21 161
15.02.2026

15 Temmuz darbe girişimi için “Allah’ın bir lütfudur” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sonuçları itibariyle bunun ülkemiz, milletimiz ve geleceğimiz için hayırlara vesile olduğunu söylemişti. Erdoğan’ın baktığı yerden 15 Temmuz, Türk demokrasisinin önünün açılmasına ve hatta daha da güçlenmesine vesile olmuştu.

Nasıl mı? Darbenin peşi sıra gelen 16 Nisan 2017 Anayasa referandumu ve 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleriyle… Türkiye’de parlamenter sistem kaldırılıp yerine ‘Türk tipi’ başkanlık sistemine geçildi. Seçimlerin galibi de Erdoğan ve Cumhur İttifakı oldu. Böylece Türkiye’de, Erdoğan’ın demokrasinin güçlendiğini söylediği yeni bir dönem başladı.

Bu ‘özgürlük ve demokrasi yüklü’ yeni dönemin gelişini ‘müjdeleyen’ yasal değişikliklerden biri üniversitelerle ilgiliydi. Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde üniversitelerde rektör belirleme sistemi köklü biçimde değiştirildi. Daha önce öğretim üyelerinin seçim yaptığı ve YÖK’ün adayları Cumhurbaşkanı’na sunduğu model kaldırıldı; rektör atama yetkisi doğrudan Cumhurbaşkanı’na verildi. Bu değişiklik, üniversite özerkliği tartışmalarını uzun vadeli bir gerilim hattına dönüştürdü. Boğaziçi’ndeki kriz, bu yapısal dönüşümün somut bir sonucu olarak ortaya çıktı.

1 Ocak 2021’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversite dışından bir akademisyen ve aynı zamanda AKP’den 2015 genel seçimlerinde milletvekili aday adayı olan Prof. Dr. Melih Bulu’yu Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atadı. “Kayyım rektör istemiyoruz” diyen Boğaziçi öğrencilerinin başlattığı eyleme polis biber gazı ve plastik mermiyle saldırdı. Okulun kapısına kelepçe vuruldu. Çok sayıda kişi gözaltına alındı. Bulu’yu protesto eden akademisyenlerin rektörlük binasına sırtlarını dönerek başlattığı eylem geçen ay beşinci yılını doldurdu. Bulu’nun koltuğunda bugün Prof. Dr. Naci İnci oturuyor. 21 Ağustos 2021’den beri rektör olan İnci, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından yapılan güven oylamasında yüzde 90’dan fazla karşı oy almıştı. Ancak tepkilere sebep olan temel mesele atanan isimler değil, üniversitenin özerkliğine, kurum içi demokratik işleyişine vurulan darbeydi.

Naci İnci, beş yıla yakın zamandır Boğaziçi Üniversitesi’ni yönetiyor. 2025 yılının eylül ayında, hizmetlerinden duyduğu memnuniyetten olsa gerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ikinci kez rektörlüğe atandı. Usulsüz ve siyasi kadrolaşma hamleleri, baskı ve mobbing taktikleriyle üniversiteyi dönüştürme çabalarıyla anılan İnci, önceki gün hafızalara yeni bir kayıt düştü. Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirilecek yurt açılış töreni öncesinde öğrencileri okuldan uzaklaştırdı. İstediğinde TOMA’ları, çevik kuvveti, gözaltı araçlarını kampüse doldurmaktan çekinmeyen İnci’nin, öğrencisi, mezunu ve akademisyeniyle beş yıldır eylemde olan bir okulu Erdoğan gelecek diye boşaltması şaşırtıcı mı? Hatta bunun kayyım rektörlük görev tanımı içinde yeri var desek yeridir.

Bir kamu üniversitesi olarak onlarca yıldır gurur duyulacak başarılarıyla adını duyuran Boğaziçi bugün akademik başarılarından ziyade baskı, şiddet ve liyakat dışı atamalarla anılıyor. Türkiye’deki üniversiteleri akademik performansına göre sıralayan URAP’ın (University Ranking by Academic Performance) 2024-2025 yılı listesinde Boğaziçi 22. sıraya yerleşerek son altı yılda en fazla gerileyen okul oldu. Sırf yönetimi eleştirdi diye işine son verilen bilim insanlarının yerine yapılan siyasi bağlantılı atamaların sebep olduğu bu düşüşten rahatsız olunacağı yerde; özerk üniversite ideali ve demokrasi talebi, kayyım rektörlerin kolaylaştırıcılığında, kriminalize edilmeye devam ediliyor.

Erdoğan, cuma günü yurt açılışı için gittiği Boğaziçi’nde, başka kimseye izin verilmediği için, AK Gençlik tarafından karşılandı. Okula giden yollar barikatlarla kapatıldı. Mahallenin dört köşesini çevik kuvvet sardı. Polisler gelene geçene üst baş araması yaptı. Öğrenci ve hocalardan arındırılmış bir okulda partili gençlerle sohbetten ileri gidilemedi. Erdoğan’ın, 15 Temmuz sonrası önünün açıldığını söylediği Türk demokrasisinden Boğaziçi’ne düşen pay bu işte. Altıncı yılına girmiş bir direniş, geniş güvenlik önlemleri ve “gençlik seninle gurur duyuyor” sloganları atacak bir grup eşliğinde görünmez kılınamaz. Demokrasinin güçlendiği söylenen bir ülkede üniversite kapıları öğrencilere kapatılıyorsa, ortada büyüyen şey demokrasi değil, apaçık korkudur.


© Birgün