menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Engelliler Haftası’nda bağımsız yaşamak üzerine

31 0
12.05.2026

İnsanın bir evde yaşama hikayesi, yeni taş devrine (neo-litike) kadar gidebilir hatta insanın söz konusu tarım devrimi ile kendisini tamamen evcilleştirdiği de iddia edilebilir.

Öncesinde doğada çeşitli şekillerde yaşayıp var olabilen insan, gelinen aşamada sadece bir gece ev veya benzeri bir yerde kalamazsa varoluşsal bir bunalım riski almış oluyor. Bunu deprem sonralarında çaresizce “çürük” binalarımıza dönme halimizden biliyoruz.

Evde yaşam formu; dönüşümlerine rağmen binlerce yıl tek katlı, merdivensiz ve geniş aile formatlarında devam etti. Kısmen doğal yaşam alanları ve kırsallıkla iç içeydi. 

Sanayi devrimine kadar egemen olan kırsal yaşam formu içerisinde çok katlı evler ve yapılar çok istisnai oldu. Kale, katedral ve saray gibi yapılar dışında halkın büyük çoğunluğu “ikinci katı olmayan” evlerde ve “çekirdeği aşan ölçeklerle” birlikte yaşıyordu. Doğayla aramıza duvar olan evlerin kat sayısı hayal gücümüzün ötesinde bir hızla arttı. Kapitalizmin, endüstrileşmenin aile/ev formu olan çekirdek/apartman dairesi formu son 200 yıl içerisinde temel form halini aldı ve 2000'lerden sonra toplu konut ve siteleşme ile çekirdek aile dışındaki birlikte yaşam formları istisnai hale geldi. Şimdilerde her tarım arazisinin yanı başında TOKİ’ler yükseliyor ve toplumun çok önemli bir kesimi buralardan bir daire kapma yarışına girişiyor!Kapitalizmin getirdiği bireycilik veya kolektiflikten kaçışın sonu ve “bağımsız yaşamın, yalnız yaşamak olarak kodlanması, özgürlük ile yalnızlığın birbiri ile karıştırılması” bu formları tartışmasız hale getirdi. Gelinen aşamada apartman dışında yaşamak “lüks”, çekirdek aileyi aşan birlikte yaşamak ise  imkansız gibi görülmektedir. Tüm işsizlik ve yoksulluk oranlarına rağmen insanlar ayrı ayrı yaşamayı daha çok tercih ediyor.

Toplumun çok önemli bir bölümü kırsaldan adeta kaçar gibi göç ederken, kapitalizm makineleri olarak ulusal ve uluslararası şirketler kırsalı vahşi bir şekilde işgal ediyor. Bu yaşam formunda insanların büyük bir kesimi çaresiz bir şekilde çok katlı betonarme evlerin bir bölümünde yaşamaya katlanmak zorunda bırakılıyorlar. Ancak yaşlılar, engelliler, çocuklar ve evcil hayvanlar için “büyük bir kapatılmaya” alan açan bu yaşam formu, acaba kimler için bağımsız yaşama alanı oluyor?

Mimar, mühendis ve müteahhit kelimelerinin etimolojik açıdan bakıldığında dahi eril olmaları tesadüf değildir. Egemen mühendislik/müteahhitlik aklı; eril, cinsiyetçi, türcü ve sağlamcı olduğundan, inşa edilen yaşam alanları için metrekare hesapları ile hareket etmekte, rant önceliği dışında çok az toplumsal hassasiyeti esas almaktadır. Son yıllarda bu alanlarda kadın katılımı kısmen artmışsa da maalesef “eril, sağlamcı, cinsiyetçi ve türcü zihniyet” kendini güçlü bir şekilde yeniden üretmekte/inşa etmektedir.

1999 İstanbul-Kocaeli depremlerini milat kabul etsek dahi içinde yaşadığımız ülkedeki bina stoğunun........

© Bianet