menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Post-İran denkleminde hızlanan bilek güreşi

29 0
21.05.2026

Ortadoğu jeopolitiği, geçmiş yılların katı sınırlarla çizilmiş Soğuk Savaş dönemi ittifaklarını ve keskin ideolojik bloklaşmalarını geride bırakarak, pragmatizmin ve jeopolitik akışkanlığın egemen olduğu tamamen yeni bir mimariye bürünerek yol alıyor. 2026’dan bakınca Ortadoğu’yu tek bir “bölge” gibi değil, birbirine bağlanmış kriz havzaları gibi okumak daha sağlıklı gibi. Günümüzde bölge siyasetini okurken, devletlerin etrafında kümelenebileceği “merkezi ve tartışmasız” bir hegemonyanın bulunmadığı görülebilir. Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve İran gibi başat aktörler, birbirleriyle hem rekabet eden hem de çıkarları sık sık örtüşen karmaşık ilişki ağlarına sahipler. Bu nedenle, medyada veya siyasi söylemlerde zaman zaman “yeni eksenler” veya “üçlü/dörtlü ittifaklar” kurulduğundan bahsedilse de sahadaki gerçeklik bunların uzun ömürlü ve yapısal ittifaklar olmadığını gösteriyor. Ülkeler artık tüm güvenlik ve diplomasi yatırımlarını tek bir küresel aktöre (özellikle ABD’ye) adamak yerine; Çin, Rusya, Orta Güçler ve BRICS gibi yapıları da denkleme katarak stratejik özerkliklerini genişletmeyi, ulusal çıkarlarına hizmet eden geçici ve konu odaklı “çoklu ortaklıklar” kurmayı tercih ediyor. Artık bölgesel güç; geleneksel toprak büyüklüğü veya nüfus yoğunluğundan ziyade, finansal yetkinlik, esnek manevra kabiliyeti ve yatırımları yönlendirebilme kapasitesi üzerinden tanımlanmaktadır.

Bir ülkenin enerjide ortak hareket ettiği bir komşusuyla, güvenlik meselelerinde karşı karşıya gelmesi bu yeni esnek diplomasi ağının en belirgin örüntüsüdür. Türkiye, bu jeopolitik akışkanlıkta kapalı bloklara girmeyi reddeden, aynı anda Körfez ülkeleriyle normalleşirken Kuzey Afrika’da etki alanını genişleten ve tüm aktörlerle açık kapı diplomasisi yürüten esnek gücün en tipik temsilcilerinden biri. Çok uzağa gitmeden, mesela dün yayımlanan “Askerî ve Jeopolitik Perspektiften ABD/İsrail-İran Savaşı ve Türkiye” başlıklı Milli İstihbarat Akademisi raporu da “Yeni dönemde savaşı, sadece en güçlü orduya sahip olan değil; verisini koruyan, ağını ayakta tutan, mühimmatını üreten, toplumunu diri tutan, diplomasisini açık bırakan ve krizleri çok katmanlı yöneten devlet kazanacaktır” diyerek yeni dönemin........

© Bianet