Kent üzerine
Kent, Hikmet Kıvılcımlı’nın bilinmeyen bir eseridir. Yıllar önce "gezinme" amaçlı girdiğim Hollanda Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü’ndeki Kıvılcımlı Arşivi’nde rastlamıştım ilk dijital olarak Kent’e. Ama dosyayı açıp uzun uzun karıştırmam çok daha sonraları oldu. Bu dosyanın adı Kend* idi ve gerisi eski yazı olarak devam ediyordu.
Daha sonraları eski yazı sayfaları teker teker "çevirmeye" başlayınca umut ettiğim gibi Latin harfleriyle yazılmış ara başlıklara ulaştım. Daha önce incelediğim eski yazı kimi eserlerinde Kıvılcımlı, ara başlıkları Latin harfleriyle yazıyordu. Bu kez de öyle yapmıştı. Ara başlıkların izini sürdükçe Kent’in başlı başına bir eser olduğu ortaya çıkıyordu. (Hatta daha sonraları bir değil iki olduğu da ortaya çıkacaktı!)
Bu durumda eserin Latinizasyonunun yapılarak yayınlanması gerekiyordu. Bununsa maddi manevi zorlukları vardı ve fakat kesinlikle aşılması gerekiyordu. Bu, Arşiv’de "keşfini bekleyen" diğer eserler için de geçerliydi. Yine de Kent’in, diğerlerinin önüne geçerek ilk yayınlanan olması onun "şansı" sayılabilir.
Kıvılcımlı Kent’te, içerik olarak yabancısı olmadığımız bir konuyu, antik toplumun bir dönemini; kentin, içinde doğduğu yukarı barbarlık konağını detaylıca incelemektedir. Kent’in kimi ara başlıklarının ve cümlelerinin bire bir aynı ve bir bölüm olarak Tarih Devrim Sosyalizm’de ve kimi değinmelerle Osmanlı Tarihinin Maddesi’nde de ele alındığını görüyoruz. Ve dahası, artık Kent’in yayına hazırlanmasını bitirirken Arşiv’de bulduğumuz bir belge: Tarih Tezi’nin çalışma planında; Kent ve Mekke (kitaptaki Kentin Kuruluşu bölümü) birlikte; bir önceki -birkaç kitaptan oluşan- "Analitik Bölüm"ün arkasından gelen "Sentetik Bölüm" olduğunu gösteriyor.
O sıkça karşılaştığımız alıntıyı bir kez de burada yineleyelim:
"Bugünkü Türkiye’yi anlamak için, onun, dün içinden çıktığı (daha doğrusu bir türlü içinden çıkamadığı) Osmanlı Tarihine inmek gerekti. Osmanlı Tarihinin maddesine girince, onun İslâm Medeniyeti’nde bir “Rönesans” olduğu belirdi. İslâm Medeniyeti: tıpkı Grek ve Roma Medeniyetleri gibi, Kent’ten (Cite’den) çıkmış Antika (Kadim) Medeniyetlerden biriydi. İlk Sümer öncesinden (Protosümerlerden) İslâm Medeniyeti’ne gelinceye değin sıralanan Antika Medeniyetlerin hepsi de hem birbirlerinin aynı hem birbirlerinin gayri olarak birbirlerinden çıkagelirlerken, hep aynı gidişi-süreci (proseyi) gösteriyorlar ve bir tek kanuna uyuyorlardı. Günümüze değin uzanmış bütün problemlerin, sebep-sonuç zincirlemesiyle nasıl ta Protosümerlere dek dayanıp çıktığı dupduru anlaşılmadıkça, hiçbir somut (konkret) Tarih olayı gereği gibi aydınlanamıyordu." (Tarih Devrim Sosyalizm, Sosyal İnsan Yayınları s.13)
Kıvılcımlı’nın Kent çalışması için referans aldığı ana kitap Fustel de Coulanges’ın** La Cite Antique’idir.*** Coulanges kendisinden önceki çalışmaların oldukça kapsamlı bir derlemesini yapmıştır. Kıvılcımlı "Tarihte bugünkü Toynbee’lerin**** bilerek yaptıklarını yüzyıl önce belki zaman şartlarından sıyrılamadığı için yapmak isteyen Fustel de Coulanges" diyerek hem onun muhafazakarlığına bir anlayış gösterir ve hem de "tarihi göğe bağlamak isteyen yorumlarına rağmen gerçeklerle yığılı bir bilgelik araştırmasıdır" (Kent, Sosyal İnsan Yayınları s.12) diyerek onu takdir eder. Coulanges, Marx ve Engels’le akran gibidir ama Almanya’da kurulma aşamasında olan Tarihsel Materyalizm henüz Fransa’ya ulaşmamıştır. Dolayısıyla Coulanges’ten........
