menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yapay zeka, emek ve razı edişmiş insanlık

21 0
20.06.2026

"Dayanışmadan bahsetmek, algoritmik sistemleri sürdüren gizli, çoğu zaman sömürülen işçileri tanımamızı gerektirir. Adaletten bahsetmek, bu modelleri kimin eğitebileceğine ve kimin sadece bunlara maruz kaldığına karar veren küresel güç dağılımını sorgulamayı gerektirir. Aynı şekilde, sosyal adaletin yalnızca teknolojiler kullanıma sunulduktan sonra korunması gereken bir hedef değil, en başından itibaren tasarımlarını şekillendirmesi gereken bir koşul olduğunu kabul etmek anlamına gelir.”

Bu cümlelerin Avrupa'da demokratik sosyalist bir partinin kurultay konuşmasından ya da eleştirel bir akademik forumdan alındığını düşünüyor olabilirsiniz. Oysa bu paragraf, Papa Leo XIV'ün 25 Mayıs 2026'da yayımladığı Magnifica Humanitas, "Muhteşem İnsanlık" (Yapay Zekâ Çağında İnsan Kişiliğini Koruma Üzerine) adlı genelgesinden alınma.

43 bin kelime, 80 sayfa, 245 paragraftan oluşan bu belge, Katolik Kilisesi'nin yapay zekâ ve gelişen teknolojiler karşısındaki duruşunu ilan eden tarihi bir metin. Genelge, içinde bulunduğumuz dijital dönüşümü derinlemesine analiz ediyor. Teknolojiyi, tahakkümü ve insan onurunu merkezine alırken güç ilişkilerini ve derinleşen eşitsizlikleri de gözler önüne seriyor.

Vatikan'ın toplumsal dönüşümler karşısında sesini yükseltmesi yeni değil. Teknolojik değişim, kalkınma sorunları, ekolojik kriz, göç gibi çağın büyük meselelerine ilişkin bildiriler geçtiğimiz yüzyılın başından bu yana yayımlanıyor. Ama bu geleneğin ilki ve belki de en önemlisi Rerum Novarum'dur.

Sanayi Devrimi'nin ağır çalışma koşullarını dayattığı bir dönemde, 1891'de Papa Leo XIII bu tarihi genelgeyle işçi haklarını, sendikalaşma özgürlüğünü ve özel mülkiyeti ele alır ve Katolik Sosyal Öğretisi'nin temelini atar.

Aradan yüz otuz beş yıl geçti. Makineler artık yalnızca bedenleri değil, zihinleri de şekillendiriyor. Leo XIV, selefinin sadece adını almıyor, mirasını sahiplenerek aynı soruyu yeni bir çağa taşıyor: Bu gücü kim tutuyor, kim için kullanıyor ve bedeli kim ödüyor?

Magnifica Humanitas, teknolojinin son dönemdeki gelişimini özellikle yapay zekânın gelişimini sunduğu olanaklar ve tehlikeleriyle birlikte tüm insanlığın iyiliği için ele alınması gereken bir dijital devrim olarak değerlendiriyor.  

Beş bölümden oluşan belge, devletleri, hükümetleri, sivil toplumu, okulları, eğitimcileri ve “tüm iyi niyetli” insanları yeni teknolojinin dizginsiz ilerlemesine karşı göreve davet ediyor. Birinci bölümün asıl vurgusu, insanlık için adaleti destekleyecek ve teknolojik gücün çarpıtıcı etkilerini dizginleyecek düzenleyici araçların kurulması gerekiyor.  

Birinci bölümün asıl vurgusu, insanlık için adaleti destekleyecek ve teknolojik gücün çarpıtıcı etkilerini dizginleyecek düzenleyici araçların kurulması gerekliliği üzerine. Yeni teknolojiler, hayal edilebilir ancak henüz tam olarak tahmin edilemeyen yönlere uzanan bir ufuk açıyor. Bu da hem bireylerin onuru hem de ortak iyilik üzerindeki potansiyel etkileri ve uzun vadeli sonuçları değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Ancak burada çok kritik bir risk var: Bu teknolojiyi elinde bulunduranla, özellikle bunları kullanmak için ekonomik kaynaklara sahip olanlar, tüm insanlık ve tüm dünya üzerinde etkileyici bir hâkimiyete sahipler. Geçmişte inovasyonu yönlendirmek ve düzenlemeler yapmak büyük ölçüde devletlerin göreviydi.

“Bugün ise gelişmenin asıl aktörleri, kaynakları ve müdahale kapasiteleri pek çok hükümetin çok ötesine geçen özel, çoğunlukla ulusötesi kuruluşlardır. Teknolojik güç böylece ağırlıklı olarak "özel" nitelik taşıyan emsalsiz bir boyut kazanmış; bu da söz konusu gücü ortak iyilik doğrultusunda kavramayı, yönetmeyi ve yönlendirmeyi çok daha güç hâle getirmiştir.”

İkinci bölümde belgenin teolojik ve felsefi zeminini döşüyor. Rerum Novarum’dan günümüze sosyal öğretinin tarihsel ve teolojik zeminini döşüyor. Leo XIII'nin 1891'de emeğin sermaye ve kâr karşısında önceliği, adil ücret hakkı ve sömürüye en açık olanlara gösterilecek özel özen vurgusundan 1981’de II. John Paul, Laborem Exercens'le bu mirası derinleştirerek çalışmayı salt bir üretim maliyeti değil, insanın özgürlüğünü ve yaratıcılığını ortaya koyduğu temel bir iyilik olarak tanımlamasına ve 2009’da Benedict XVI ise Caritas in Veritate'de bu kişisel/etik perspektifi küresel ölçeğe taşıyarak, sermaye ve üretim araçlarının........

© Bianet