menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gazoz siyasetiyle ülke yönetilmez

21 0
31.12.2025

Son günlerde Leyla Zana, Amedspor ve son olarak Bodrum–Amedspor maçı üzerinden kurulan dil, bir spor karşılaşmasının çok ötesinde anlamlar yüklüyor. Ülkeyi yönetme iddiasında olanlar, toplumu sakinleştirmesi gerekirken; sembollerle, imalarla ve sosyal medya hamleleriyle milliyetçiliği köpürtüyor.

Bu, siyaset değildir.
Bu, kalabalığı yoklayıp geri çekilme pratiğidir.

Devlet ciddiyeti, kimliklerle oyun oynamaz.
Devlet dili, halkları karşı karşıya getirmez.
Devlet aklı, tribün heyecanıyla konuşmaz.

Amedspor bir spor kulübüdür.
Ne daha fazlası, ne daha azı.
Onu bir “sınav kâğıdı”na çeviren her siyasetçi, ülkenin fay hatlarıyla oynamaktadır.

Elbette tepkiler olacaktır.
Elbette Kürt toplumunda biriken öfke dile gelecektir.
Ama asıl sorumluluk, gücü elinde tutanlardadır. Çünkü gerilimi başlatan da, tonu belirleyen de onlardır.

Bugün kullanılan dil, bize şunu söylüyor:
“Biz alkışı alalım, bedelini toplum ödesin.”

Ve bu dilin en yaralayıcı tarafı, yıllardır aynı ismin, aynı kolaycılıkla hedefe konmasıdır. Leyla Zana bir sembol olarak sevilir ya da eleştirilir; bu siyasetin doğasıdır. Ama bir kadın siyasetçinin, on yıllardır aynı linç diline maruz bırakılması, her krizde yeniden vitrine çıkarılması, bu ülkede kadın olmanın ve Kürt olmanın nasıl iki kat yük taşıdığını da gösteriyor. Burada mesele bir isim değildir; mesele, bir kadının sesinin hâlâ bu kadar rahat bastırılabilmesi, itibarsızlaştırılabilmesi ve her toplumsal gerilimde kolay hedef haline getirilebilmesidir. Bu haksızlık yalnızca Leyla Zana’ya değil, bu ülkede siyasete tutunmaya çalışan bütün kadınlara yapılmaktadır. Ve bu haksızlık sürdükçe, bu ülkenin dili de yaralı kalacaktır.

Bu ülke bu filmi gördü.
90’larda gördü.
2015’ten sonra gördü.
Her seferinde bedel ağır oldu.

Unutulmamalıdır:
Ülkeler bir gecede karışmaz.
Önce dil bozulur.
Sonra normalleşir.
En son herkes ‘nasıl oldu’ diye sorar.

Bugün hâlâ geç değil.
Ama yarın için aynı şeyi söylemek zor.

Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla bağıran siyasetçiler değil;
daha az konuşup daha çok sorumluluk alan yöneticilerdir.

Gazoz siyaseti alkış alır.
Ama ülke yönetmez.

(MY/Mİ)

Herkesin kazandığı tek seçenek: Barış, demokrasi ve insan hakları.

Yılın son günlerinde herkes bir muhasebe içerisinde. 2025’i nasıl geçirdiğimizi düşündüğümde aklıma ilk Kürt Meselesinin barışçıl bir biçimde çözümüne ilişkin sarf edilen çaba ve katedilen yol geliyor.

1 Ekim 2024’te TBMM açılışında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti Eş Genel Başkanları ve diğer yetkilileri ile tokalaşması ve müteakip haftalardaki meclis konuşmaları 2025’in hareketli geçeceğinin ilk işaretiydi. Nitekim 2025 yılı Kürt Meselesine yönelik barış girişiminin hızlandığı bir yıl oldu.

Süreç 2025’in ilk günlerinden itibaren toplumun gündeminde sürekli üst sıralarda yer buldu. Abdullah Öcalan’a yıllarca uygulanan tecridin ardından gelen Barış ve Demokratik Toplum çağrısı büyük bir yankı uyandırdı.

Çağrının 27 Şubat’ta yapılarak 2013-2015 barış süreci kapsamındaki Dolmabahçe Mutabakatı’nın yıl dönümünden bir gün öncesinde denk gelmesi de sembolik bir önemdeydi. Sanki, 2015 sürecinde barış süreci kaldığı yerden devam ediyor mesajı verildi.

Bahse konu çağrı uluslararası kamuoyunda da büyük ilgi gördü. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri çağrıyı “umut kıvılcımı” olarak adlandırdı. BM bünyesindeki insan hakları özel raportörleri ve uzmanları da 11 Nisan’daki ortak açıklamalarında Öcalan’ın mesajını memnuniyetle karşılayarak taraflara adil ve kalıcı bir barış için müzakare etme çağrısında bulundu.

Öcalan’ın kışın soğuk günlerinde gelen çağrısı PKK’nin baharda topladığı 12. Kongresinde fesih kararı almasıyla yeni bir merhaleye gelindiğinin işaretini vererek insanların içini ısıttı. Baharın güzel günlerinde gelen bu önemli haber barış talep edenlerin içini umutla doldurdu. Baharın güzelliğini yazın sıcaklığıyla buluşturan ise 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilen silah yakma töreni oldu. Yazın sıcaklığını dayanılır kılan bu tören üzerine kaleme aldığım yazıda “Yakılan ateş, yeni bir günün, yeni bir dönemin müjdesidir.

Eşitliğin ve adaletin habercisidir” demiştim. Yazdan güze geçerken ise 26 Ekim’de PKK militanlarının Türkiye’den çekildiği haberi geldi. Silahlı çatışma riskinden daha da uzaklaşıldığının işareti olan bu haber güz mevsiminin hüznünü aldı götürdü.

Ayrıca, TBMM bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi komisyonunun çalışmaları 2025’in gündemini belirledi.

Gerek komisyonun yaptığı dinlemeler, gerekse de Abdullah Öcalan’ı İmralı’da ziyaret etmeleri meclisin barışa giden yolda vazgeçmeden yürümek istediğinin somut göstergeleridir.

Toplumsal olarak ihtiyacımız olan barışın toplumsallaşması ihtiyacı aşikar. Google arama motorunun 2025 arama trendlerine bakınca maalesef barış konusu hala yeterince gündemde olmadığını görebiliyoruz.

Genel arama listesindeki ilk beş sırada gemini, İstanbul Depremi, Eşref Rüya, Türkiye İspanya, Squid Game yer alıyor. Aranan kişiler kategorisinde de ilk beşte spor ve sanat camiasından isimler yer alıyor. Google arama trendlerinde yaşamını yitirenler kategorisinde dördüncü........

© Bianet