Dersim ’38: Bir kitabın gamlı yükü
Yedigey “Anıların dostu düşmanı olur mu? Benim bildiğim geçmişte olan, şimdi olmayan şeylerin olduğu gibi hatırlanmasıdır anılar. Sen demek istiyorsun ki, insan geçmişindeki iyi anıları hatırlasın, kötü olayları hatırlamasın. Nasıl olur bu?” diyordu askeri sorgu yargıcına, Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanında.
Çünkü romanın aydın karakterlerinden Abutalip Kuttubayev, halkın hafızasını canlı tutmak için geçmişteki olayları, anıları ve efsaneleri derlediği için tutuklanmıştı. 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’de yaşanan sancı da “unutma” ile “hatırlama” arasında bir azalıp bir artmakta. Bugün “Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” tartışmalarında da “hafıza” vurgusu yapılırken diğer taraftan “Aman ha ağzımızın tadı kaçmasın!” sesleri de eksilmiş değil. Ama Yedigey’in yaklaşımıyla, anı anıdır; anıları dost ve düşman diye ayırmak olmaz.
Böylesi bir girizgah, “Dersim Kırımı Envanteri” adlı kitabın bende uyandırdığı ilk çağrışımın bir sonucu. Kitabın yazarları Bülent Bilmez ve Cemal Taş’la Diyarbakır’da otururken çoğunlukla Zazaca ve biraz da Türkçeyle derinleşen sohbetle birlikte kitabın içine çekildim. Oysaki bugüne kadar 1937 ile 1938 yıllarında Dersim’de yaşatılan acılara dair birçok çalışma yapılageldi. Videolarda canlı tanıklıklar dinlendi, belgeseller hazırlandı, kitaplar yazıldı. Halk nezdinde “Dersim Tertelesi” olarak da bilinen Dersim ’38, kimi zaman siyasi tartışmaların da merkezine oturdu. Ama devlet aklı hiçbir zaman bir empati ve yüzleşme edimiyle meseleye eğilmedi. Çünkü genel yerleşik duygu ve akıl hâlâ “ağzımızın tadı kaçmasın” noktasındaydı…
Bilmez ve Taş’ın büyük bir emekle (dört-beş yıllık bir çalışma) yazdıkları kitapla yeniden Dersim ’38 üzerine düşünmek mümkün. Çünkü “Dersim Kırımı Envanteri”, katliama özgün bir yöntemle yaklaşarak kişiyi alışılmış-kanıksanmış olanın ötesine taşıyan bir uyarıcı, bir dürtü niteliğinde. Bu anlamda Taş’ın on yıllara yayılan saha deneyiminin Bilmez’in akademik disipliniyle muazzam buluşması dikkat çekici. Yazarların, katliamın mağdurlarını bir sayı olmaktan çıkarmak amacıyla somut ve spesifik bir envanter oluşturdukları ve vaka-mekan odaklı mikro tarihyazımı perspektifinden hareketle genellemeci-afaki yaklaşımlardan da ayrıştıklarını söylemek mümkün.
Kitabın önsözünde çalışmanın yazılış süreciyle ilgili bilgilere yer verilirken kronoloji bölümüyle, 1921 yılında başlayan Koçgıri Herakatı’ndan 1947 yılında çıkarılan affa kadarki zaman diliminde yaşananlar da birer birer sıralanıyor. Kronoloji bölümü, meselenin bütünlüklü kavranmasını sağladığı gibi asıl meseleye de bir hazırlık mahiyetinde. Giriş bölümünde Dersim Tertelesi üzerine tarihsel-bilimsel bilgilere yer verilirken en dikkat çekici bölüm ise şüphesiz “Velev ki İsyan!” başlığı altında anlatılanlar…
Envanter bölümüne geçildiğinde ise; öncelikle “Mekan ve Zaman” çıkıyor karşımıza. Haritalandırma da vakaların yerinin doğru tespiti ve diğer........
