menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Korkularınızın elinden tutmaya çağıran bir hikâye

12 0
27.12.2025

Hiç, masanın karşısına geçip kendinizle oturduğunuz oldu mu? Kendinizi izlediniz mi? Bunu yapmayı atladığımız için bazen kendimizin farkına varamayız. Korkularımızı, kaygılarımızı izlemez, onları görmezden geliriz. Böylece bastırılan her duygu, sessizce daha da büyür. İçimizdeki kaygılar, korkular artık kontrol edemediğimiz bir hale geliverir.

İş, başkasına cesaret vermek olunca da hepimiz bu konuda nedense çok iyiyiz. Ama asıl özşefkati önce kendimize göstermemiz gerekmiyor mu? Çünkü aynayı öncelikle kendimize çevirip kendi duygumuzla yüzleşince bir şeyler gerçekten değişmeye başlar.

Pogo Çocuk’tan çıkan “Her Şeyden Korkan Küçük Kız” kitabını okuyunca bunları düşündüm. Aurora Cacciapuoti’nin yazıp resimlediği kitap, bize korkularımızla yüzleşmenin yollarını ve korkunun nasıl cesarete dönüşebileceğini sıcacık bir dille anlatıyor. Ayrıca çizimlerin metnin duygusunu başarılı bir şekilde yansıtması da takdire şayan.

Kitabın kahramanı Ami, neredeyse her şeyden korkan bir çocuk; karanlıktan, dışarı çıkmaktan, hayata karışmaktan… Salıncağa binse düşeceğinden korkuyor, parkta yürüse üzerine yıldırım düşecekmiş gibi kaygılanıyor Ami. Korkuları o kadar büyük ki, dışarıyı güvenli bir yer olarak göremiyor. Ailesi ve arkadaşları onu dışarı çıkarmaya çalışsa da Ami buna bir türlü cesaret edemiyor.

Ami bir gün, çok sevdiği çizgi filmi izlerken yanında gri bir arkadaş beliriyor: Korku.

Ve sonra Ami’yle konuşmaya başlıyor: “Böyle giderse hayallerim asla gerçekleşmeyecek.”

Ami, Korku’nun bu kadar üzgün ve umutsuz olmasından çok etkileniyor. Böylece onun için bir şeyler yapmaya karar veriyor. Önce evin içinde bir şeyler yaparak onu mutlu etmeye çalışıyor; ama ne yaparsa yapsın, Korku’nun mutsuzluğuna çare olamıyor.

Sonra Ami’nin aklına birden, ailesinin ve arkadaşlarının onun iyi hissetmesi için önerdiği şeyler geliyor. Böylece Ami, Korku’yu dışarı çıkarmaya karar veriyor. Onu parka götürüp salıncağa bindiriyor. Hatta birlikte böğürtlen toplamaya bile gidiyorlar.

Ami bütün bunları yaparken aslında kendi korkularıyla da yüzleşiyor. Ve adım adım, korkularının eskisi kadar güçlü olmadığını fark ediyor.

Ami artık Korku’yla değil, Cesaret’le hayata karışıyor.

Korku da, kaygı da, cesaret de hep bizimle. Hayatta her şeyden biraz var. Belki de bunlarla yüzleşmenin anahtarıdır çocuk kitapları…

Her daim eşlikçiniz, çocuk kitapları olsun…

(GE/NÖ)

Savaş, yetişkinlerin kararlarıyla başlar; bedelini ise çocuklar öder. Bu artık bir metafor değil, bilimsel olarak defalarca kanıtlanmış bir gerçektir. Bombaların düştüğü şehirlerde yalnızca binalar yıkılmaz; çocukların güven duygusu, dünyaya dair temel algısı ve geleceğe dair kurabildiği hayaller de paramparça olur. Savaş, çocukların yalnızca bugününü değil, yaşam boyu ruhsal bütünlüğünü hedef alır.

Bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuk, aktif çatışma bölgelerinde ya da savaş sonrası kırılgan koşullarda yaşamını sürdürmeye çalışıyor. UNICEF’e göre her altı çocuktan biri doğrudan çatışmadan etkilenmiş durumda. Ancak bu sayıların ardında çoğu zaman gözden kaçan bir gerçek var: Savaşın çocuklar üzerindeki etkisi, ateşkesle sona ermez. Savaş biter, ama çocukların zihnindeki savaş devam eder.

Çocuk gelişimi literatürü bize çok temel bir şey söyler: Bir çocuğun sağlıklı gelişebilmesi için öngörülebilir, güvenli ve destekleyici bir çevreye ihtiyacı vardır. John Bowlby’nin bağlanma kuramından güncel nörobilim çalışmalarına kadar geniş bir literatür, erken yaşta yaşanan güvensizlik ve tehdit deneyimlerinin, beynin stresle ilişkili bölgelerinde kalıcı değişikliklere yol açtığını ortaya koyar.

Savaş ortamında büyüyen çocuk için dünya, güvenli bir yer değildir. Gökyüzü uçurtmaların değil, uçakların geldiği yerdir. Yüksek bir ses oyun değil, ölüm habercisidir. Yabancı bir yetişkin, yardım getiren biri değil; tehdit olasılığıdır. Bu........

© Bianet