menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Ev Yapımı Eylem": Cumartesi Anneleri’ne karşı kaldırımdan bakmak

23 0
09.05.2026

“Ev Yapımı Eylem” olur mu? Eğer işin içinde kadınlar varsa elbette olur. Hem de bir tiyatroya dönüşür, üstelik ev konforunda.

Geçen hafta sonu, (3 Mayıs Pazar) İstinye’de bir evde sahnelenen bir okuma tiyatrosuna davet edildiğimde aklımdan geçen tam da buydu.

Kayıplarını arayan ve faillerin yargılanması için her cumartesi Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri’ni izleyen üç kadın, onlardan esinlenerek kendi eylemlerini yapmaya karar veriyor. Evde!

Şunu baştan söylemek gerekiyor: Bu üç kadının ne ekonomik konumları ne de hayata bakışları Cumartesi Anneleri’yle pek örtüşüyor. Ancak tam da bu “alakası olmayan” halleriyle, zengin ya da yoksul fark etmeksizin kadın olmanın vicdanı nasıl harekete geçirdiğini görünür kılıyorlar.

Oyunun en dikkat çeken anlarından biri ise kadınların politik bilinç ile konfor arasındaki sıkışmışlığını açığa çıkaran repliklerde ortaya çıkıyor. “Velev ki politiğiz kimse bilmiyor ki” diyor kadınlardan biri, bir diğeri ise “Bir günde heval olsun demediniz, nankörler” sözleriyle hem sınıfsal mesafeyi hem de dayanışma dilini hicvediyor. “Ev tipi cezaevine hayır” ve “Beraber sıkılıyoruz biz bu evlerde” replikleri ise oyunun absürt mizahının altında büyüyen politik sıkışmışlık hissini izleyene hissettiriyor.

“Ev Yapımı Eylem” adlı absürt, feminist oyun okumasını Şenay Tanrıvermiş yaptı yönetmenliğini ise Pervin Bağdat yaptı. Oyuncular, Özlem Saraç, Bensu Orhunöz, Ayfer Dönmez.

Tanrıvermiş, “Direkt ‘Cumartesi Anneleri’ hakikatini yazma cüreti gösterseydim, elbette çok büyük risk ve daha da önemlisi hadsizlik, haksızlık, hatta insanlık dışı olurdu” diyor, ekliyor: “Ben karşı kaldırımdan geçenlerin kaybettiği vicdanı yazmaya çalıştım.”

Önce, Şenay Tanrıvermiş anlatıyor.

“Planlı bir sessizlikle geçiştiriyoruz”

Oyunda yüksek gelirli, konforlu hayatlar yaşayan üç kadının Cumartesi Anneleri’ne bakışını izliyoruz. Bu sınıfsal mesafeyi mizah üzerinden kurma fikri nasıl ortaya çıktı? 

Bu kadınların vicdan azaplarından dram çıkarsaydım, onları aklamış olacaktım ve buna hakkım yok tabii ki. Mizah, özellikle çuvaldızı kendine batırarak yapıldığında, hem daha dürüst hem de basit ve direkt olmana izin veriyor.

Bir de benim kalemim hep mizaha kayar zaten çünkü kendimi ‘uzman’ gibi kurulmuş yazarken yakaladığımda utanırım biraz.

Türkiye’de zorla kaybetmeler ve Cumartesi Anneleri gibi ağır bir hakikat söz konusuyken seyirciyi güldürmek sizin için ne kadar riskliydi? Yazarken “fazla hafifletme” korkusu yaşadınız mı?

Direkt ‘Cumartesi Anneleri’ hakikatini yazma cüreti gösterseydim, elbette çok büyük risk ve daha da önemlisi hadsizlik, haksızlık, hatta insanlık dışı olurdu.

Ben karşı kaldırımdan geçenlerin kaybettiği vicdanı yazmaya çalıştım. Tarifi imkânsız bir acı üzerine yapılan pek çok çalışmanın samimiyetine bile inanmıyorum. Bu trajedi üzerinden kendimizi sağaltma hakkımız da asla yok! Ama “ama nasıl bilerek yalnız bırakıyoruz, inkâr........

© Bianet