“Yapabileceğin bir şey var”: Tökezleme taşları, antifaşizm ve direnişin hafızası
Avrupa’nın pek çok kentinde, sıradan bir sokakta yürürken adımlarınız kaldırıma yerleştirilmiş küçük, pirinç bir taşa takılabilir. Almanca adıyla Stolpersteine, yani “tökezleme taşları”, faşizmin yok saymak istediği insanları anonim bir tarihin içine gömmeyi reddeden bir hafıza projesi. Alman sanatçı Gunter Demnig’in 1992’de başlattığı bu hareket, bugün 31 ülkede 116 binden fazla taşla Avrupa’nın en geniş, merkezsiz anıtlarından birine dönüşmüş durumda. Bu taşlar; Nazi rejimi altında katledilen, sürgün edilen veya zulme uğrayan Yahudileri, Romanları, Sintileri, komünistleri, siyasi muhalifleri, eşcinselleri ve direnişçileri, müze duvarlarının ardında değil, tam da yaşadıkları mahallede, komşuluğun ortasında anmak için var.
Stolpersteine, hayatların kesintiye uğradığı adreslerin önüne yerleştirilerek geçmişi gündelik hayatın tam ortasına geri çağırıyor. Ancak zamanla kirlenip kararan bu pirinç yüzeyler, taşıdıkları ağır hikâyelerle birlikte sokaklarda görünmezleşme tehlikesi de yaşıyor. Brüksel’de yaşayan Can Kaya, “Brüksel Antifaşist Hafıza Projesi” çalışmasıyla tam da bu görünmezleşmeye karşı bir itiraz yükseltiyor. Tökezleme taşlarını temizleyerek, Nazi şiddetinin hedef aldığı kişilerin hikâyelerini yeniden kamusal alana taşıyor. Biz de Can ile yaptığımız söyleşide hafızanın nasıl gündelik bir politik müdahaleye dönüşebileceğini, anma pratiklerinin “sterilleşme” riskini, bugünün göçmen düşmanlığını ve bu pratiğin Türkiye için ne ifade edebileceğini konuştuk.
Tökezleme taşlarıyla (Stolpersteine) ilk nasıl denk geldiniz ve bu karşılaşma sizi bu taşların bakımını üstlenmeye, bir tür “hafıza emeği” örgütlemeye nasıl itti?
İlk karşılaşmamı nedense pek hatırlamıyorum ama ilk “fark edişim”, o taşın altını ilk kazışım Brüksel’de oldu. Elli yaşlarında bir adamın taşıydı bu. Fotoğraflarından hâli vakti yerinde olduğu anlaşılıyordu; üç kız çocuğu babası, bir basımevi var. Bir şekilde Direniş’le ilişkileniyor; ufak tefek bildiriler, gazeteler basmaya başlıyorlar. Derken iş büyüyor; sahte yemek karneleri, Yahudiler için sahte kimlikler, kime ne lazımsa... Ne yazık ki hikâye, Nazi namlularının ucunda bitiyor.
Onun bu hikâyesi bana üniversitede örgütlediğimiz bir kampanyayı hatırlatmıştı: “Yapabileceğin bir şey var!” Direnmek için illa kahraman olmana, belinde silahla Nazi avlamana gerek yok. Misal, sıradan bir berber olabilirsin ama duyduğun ufacık bir bilgi bir başkasının hayatını kurtarabilir. Bir işbirlikçiyle aynı binada yaşayan ailenin hizmetçisi olabilirsin; o alçağın apartmana giriş çıkış saatleri ya da yanında kimlerin olduğu, bir eylemin en kritik istihbaratını oluşturabilir. Çantana attığın 5-10 gazeteyi dağıtabilir, Yahudi bir aileyi saklayan direniş evine dikkat çekmemek için erzağı gidip çevre mahallelerden alabilirsin... Biraz Hepimiz Ermeni’yiz” demek gibi bir şey bu; başkası ağlarken gülememek evrensel bir dil.
Tarih tam da böyle hikâyelerle dolu. Lakin bellek de tıpkı o taşlar gibi zamanla kirleniyor, paslanıyor, kararıyor. Brüksel AntiFaşist Hafıza Projesi, kararıp görünmezleşen o taşlara seslerini yeniden verme meşgalesi aslında. Onları kamusal alanda yeniden görünür kılıyor, taşlarla beraber belleği de fırçalıyoruz. Gelene, geçene, oradaki komşuya seksen yıl önce o sokakta olan biteni anlatıyoruz.
Brüksel’de tökezleme taşlarının yerleştirilme süreci pratikte nasıl işlemiş?
Alman sanatçı Gunter Demnig bu projeye 1992’de başlıyor. Bilinenin aksine, yerleştirilen ilk tökezleme taşı bir Yahudi için değil; 1942 Auschwitz Kararnamesi’nin 50. yıldönümünde, sürgüne gönderilen Romanlar ve Sintiler anısına yerleştiriliyor. Taşların bireysel anıtlara dönüşmesi ise zaman içinde gerçekleşiyor. Küçük bir ekibin ısrarlı çabaları sonucu bu girişim, bugün Avrupa’nın en büyük merkezsiz anıt projesi hâline gelmiş durumda. Bugün geldiğimiz noktada 30’u aşkın ülkede, bin dokuz yüzden fazla belediyede yerleştirilmiş 116 bini aşkın tökezleme taşı var.
Brüksel’deki yerleştirmelerin pratik ayağını ise Yahudi Soykırımını Anma Vakfı (AMS) ile Auschwitz Vakfı yürütüyor. Belediyeler de bu sürece dâhil; hatta pek çok törene üst düzey katılım gösteriyorlar. Mahalledeki okullardan öğrenciler de gelip bu anmalara katılıyor.
Taşların arkasındaki yaşam öykülerine ulaşabiliyor musunuz; arşivler, kurumlar ve tanıklıklar arasında iz sürerken en çok nerede duvara tosluyorsunuz?
Belçika’da iz sürmek aslında nispeten daha kolay. Naziler işgalden sonra, diğer ülkelerde yaptıkları gibi burada da bir Yahudi derneği (Belçika Yahudiler Birliği - AJB) kurmuş ve başına Avusturyalı bir Yahudi olan Robert Holzinger’ı getirmişler. Tüm Yahudilerin bu derneğe kayıt olması zorunlu tutuluyor; Belçika’daki belediyeler, memurlar ve polisler de bu fişleme çalışmalarına “yardımcı” oluyor. Çok kısa bir sürede yaklaşık 43 bin Yahudi’yi kaydediyorlar. Hatta Eichmann’ın, “Yahudi sorununa nihai çözüm” kararının alındığı Wannsee Konferansı’nda Belçika için bildirdiği rakam,........
