menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nefes kesen uzay yarışı

23 0
14.04.2026

Geçen hafta sonu uzay çağı için oldukça önemli bir kilometre taşı idi.

Tarihte hem uzaya ilk çıkan kozmonot olan Yuri Gagarin’in 12 Nisan 1961’deki uzaya fırlatılışının yıldönümüydü hem de aynı zamanda 50 küsür sene sonra insanoğlu ilk kez tekrar Ay’a bir uzay gemisi ile ulaştı ve her ne kadar aya inilmese de ayın etrafında tam bir tur atıp fotoğraflar çektikten sonra başarı ile dünyaya dönmeyi başardı.

Bu başarı dünyadaki tüm uzay ajansları tarafından izlenip takdir edildi.

Bir sonraki basamak ise Ay’a komple inmek ve orada kalıcı bir üs kurabilmek.

Umarız ki Yuri Gagarin ile başlayan insanoğlunun uzay macerası artık Ay ve daha sonra Mars gezegenine iniş ile devam edecek.

SOVYETLERİN UZAYDAKİ ÜSTÜNLÜĞÜ

Esasında Soğuk Savaş dönemindeki Uzay Yarışına baktığımızda Sovyetler Birliği her zaman bu yarışta öndeydi.

Sovyetler Birliği’nin uzay programının başı olan Sergei Korolev, uzun yıllar boyunca uzay tarihini yazan isim oldu.

Uzaya 4 Ekim 1957 yılında ilk uydu olan Sputnik uydusunu fırlatmayı başarınca Amerikalıların hem korku hem hayranlık içinde kaldığı o günkü haber kliplerinden görülebilmektedir.

Hemen arkasından uzaya ilk canlı olan Laika’yı (uzaya giden ilk köpek) göndererek insanoğluna uzayda canlı kalabilmenin mümkün olduğunu gösterdi.

Bunun arkasından yapılan denemelerde Sovyetler Birliği tarafından muhtelif şekilde uzaya ilk kez gönderilen ve yapılan deneyler oldu ve uzay tarihinde yerini aldı.

12 Nisan 1961’de Yuri Gagarin uzaya Vostok uzay kapsülü ile fırlatıldı ve Sovyetler Birliği uzaya ilk insan gönderen ülke olmayı başardı.

Hemen akabinde uzay yarışında birçok kilometre taşı yine Korolev sayesinde geçildi. Örneğin, uzaya ilk gönderilen kadın Valentina Tereshkova, o dönemde kadın haklarının tam verilmediği bir dünyada olağanüstü bir başarı hikayesi olarak tarihe geçti.

Bir uluslararası ziyarette benim de şahsen tanıştığım bir kozmonot olan Alexei Leonov ise uzayda ilk yürüyüşü yapan insan olarak tarihe geçti ve Sovyetler Birliğinin uzay yarışındaki üstünlüğünü perçinleyen bir olgu oldu.

Kendisi ile olan sohbetimde uzayda kozmonot kıyafetinin hava basıncı farkından şişmesi dolayısı ile uzay gemisine girememesinin ve uzayda öleceğini zannetmesinin kendisinin ilk defa Tanrı kavramı ile tanışmasına vesile olduğunu söylemişti.

Daha sonra Luna 2 aya gönderilen ilk uzay gemisi olarak Korolev’e ve Sovyetler Birliğine bir ilk başarıyı daha kazandırdı.

ABD’NİN YARIŞA GİRİŞİ VE DENGENİN DEĞİŞMESİ

Uzay yarışı nefes keserek devam ederken elbette Amerikalılar da boş durmadı ve Alan Shepard’ı uzaya göndererek bu yarışta biz de varız dedi.

Ancak özellikle 1966’ya kadar sürekli olarak Sovyetler Birliği her zaman öndeydi.

Sovyetler’in uzay şefi Korolev’in 1966’da ameliyat masasında ölmesi ile bir nevi uzay yarışı ABD lehine gitmeye başladı.

Hatta tarihsel rivayetlerde Amerikalıların Korolev’in ölümünde ilgisi olduğu söylenir ama Sovyetler bunu reddetmiştir. Ancak Korolev’in son katkısı ise halen bugün bile aktif olarak kullanılan Soyuz uzay gemisinin icadı olarak tarihe geçmiştir.

Halen dünyadaki en güvenilir ve başarılı bir uzay gemisi olan Soyuz şu an bile aktif olarak Uluslararası Uzay İstasyonuna (ISS) astronot ve kozmonotları götürmek için kullanılmaktadır ve Uzay İstasyonunda halen Soyuz ile acil geri dönüş sistemleri bulunmaktadır.

Bu çerçevede sürekli olarak bir Soyuz gemisi ISS’de bağlı durmaktadır ve acil bir durumda veya istasyonun hayati bir sorun yaşaması durumunda Dünya’ya acil dönmelerini sağlayacak tek çaredir.

UZAY YARIŞININ MİRASI

Bugün bu nefes kesici uzay yarışı geride kalsa bile insanlığın tarihini yazmış ve rekabetin tüm insanoğlunun ilerlemesi için ne kadar önemli olduğunu göstermiştir.

NASA’nın 1969’da Ay’a gitmesi ile geri kalan Sovyetler yine de boş durmamış ve dünyanın ilk uzay istasyonu olan Salyut’u sonra da Mir’i icat ederek bugünün ISS uzay istasyonunun temellerini atmışlardır ve halen dünyada ABD ve Çin ile uzaya insan gönderebilen tek üç ülkeden biridir (Tabii Rusya olarak).

YENİ REKABET: ABD VE ÇİN

Şimdi bir nevi bu uzay yarışı ABD ile Çin arasında geçmektedir.

Gelişen dünyada Çin’in muazzam ekonomik gücü bu yarışta Rusya’nın önüne geçmiş ve böylece ABD ile Ay’a gitme yarışıma girmiştir.

Uluslararası Uzay İstasyonuna ortak olarak alınmadığından sonra kendi uzay istasyonu olan Gök Saray’ı uzaya fırlatıp kuran Çin Uzay Ajansı, sürekli olarak uzaya insanlı misyonlar göndermektedir.

Chang’e uzay araçlarıyla son 10 yılda hemen hemen Ay’ın en kapsamlı Atlas’ını geliştirmiş ve Ay’daki tüm doğal kaynakların en kapsamlı haritasını oluşturmayı başarmıştır.

UZAY VATAN VE TÜRKİYE

ABD’nin 2030 yılında ilk Ay Üssü kurma projesine ben de varım diyerek Çin Uzay Ajansı alternatif planlarını kurmuş ve devreye sokmuştur.

Bakalım 2030 yılına geldiğimizde bu rekabette kimin önde olduğunu hep birlikte görme şansımız olacak. Ama işte burada Uzay Vatan her zamankinden daha fazla bizim için öne çıkmaktadır.

Artık bir uzay çağında olduğumuz düşünülürse her zamankinden fazla bir şekilde biz de bu rekabetin içinde olmalıyız.

Artık Ay’a bir uzay aracı gönderme zamanı geldi de geçiyor bile.

Muhakkak ülkemiz Uzay Vatan vizyonu çerçevesinde kendi uzay programını aktif olarak devam ettirmeli ve daha çok bütçe ayırmalıdır.

Ek olarak bu uzay programı sadece TÜRKSAT gibi iletişim ve uzaktan algılama uyduları üzerine değil de aynı zamanda Ay’a gitmek Mars’a gitmek ve Uzay Madenciliği gibi kavramlarda da rekabet etmek üstüne kurulu olmalıdır.

Bu sayede önümüzdeki on yıl içinde bizde uzay çağının önemli aktörlerinden biri olabilir aynı zamanda bu teknolojik gelişmeler ile ülkemize stratejik üstünlük kazandırabiliriz.

Uzay dolu günler dilerim.


© Aydınlık