Evrenin ve insanlığın kaderi
Evreni anlamaya çalışırken insan zihni çoğu zaman iki uç kavram arasında sıkışır kalır: düzen ve kaos, kesinlik ve belirsizlik, başlangıç ve son. Modern fiziğin en çarpıcı kavramları olan entropi ve Schrödinger’in Kedisi, bu iki uç arasında kurulan görünmez köprünün en güçlü yansımalarıdır. Entropi evrenin kaçınılmaz kaderini anlatır, Schrödinger’in Kedisi ise gerçekliğin doğasına dair en rahatsız edici soruyu ortaya koyar:
Bir şey gözlemlenmeden önce gerçekten var mıdır?
Entropi, basitçe anlatıldığında evrenin kaosa ve düzensizliğe sürüklenme eğilimidir. Her sistem zamanla daha düzensiz, daha dağınık ve daha olası hâle doğru ilerler. Bir fincanın kırılması kolaydır ama kırık parçaların kendiliğinden birleşip eski hâline dönmesi neredeyse imkânsızdır. Veya yumurtayı kırabilirsiniz ama eski haline döndürmek imkansızdır. Çünkü entropi yani düzensizlik evrende sürekli artar. Bu yalnızca fiziksel bir yasa değil, aynı zamanda kozmik bir döngüdür. Yıldızlar doğar, parlar ve ölür. Galaksiler genişler, enerji yayılır ve evren giderek daha soğuk, daha seyrek ve daha sessiz bir hâle doğru sürüklenir. Bu anlamda entropi, evrenin görünmeyen saati gibidir; tik takları duyulmaz ama her şeyi ileriye ve yavaş yavaş yok olmaya doğru iter. Hatta canlıların ölümü bile bir nevi o bedenin entropinin maksimum seviye ulaşmasıdır.
Schrödinger’in Kedisi ise bu kozmik saatle çelişiyor gibi görünen başka bir gerçekliği gösterir. Kuantum dünyasında bir parçacık, gözlemlenene kadar birden fazla durumda aynı anda bulunabilir. Schrödinger’in hayali deneyinde, bir kedi hem canlı hem ölüdür; ta ki kutu açılana ve onun ölümü canlı mı olduğunu gözlemleyene kadar. Bu çerçevede kuantum mekaniksel bir olgu gözlemlene kadar gerçek değildir veya gerçekliğinin ne olduğu belli değildir. Bu düşünce deneyinin asıl rahatsız edici yönü, kedinin durumu değil, gerçekliğin kendisidir.
Eğer bir şey gözlemlenmeden........
