menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sivas’tan bugüne mandacılar!

50 0
19.09.2026

Sivas Kongresi 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde düzenlenmiştir. Kongre’nin ilk günleri mandacılarla tartışmakla geçer. Bir yanda mandayı, özellikle de Amerikan mandasını savunanlar, diğer yanda Mustafa Kemal Paşa gibi “Ya istiklâl ya ölüm!” diyenler... Mustafa Kemal Paşa tam bağımsızlık fikrini şu şekilde savunmuştur:

“Öyle bir manda istenecek veya verilecekmiş ki hâkimiyet hakkına, dışarıda temsil hakkımıza, kültürel bağımsızlığımıza, vatanımızın bütünlüğüne dokunulmayacakmış. Buna, Amerikalılar değil, çocuklar bile güler. Her şeyin başında Amerikalılar kendilerine hiçbir menfaat temin etmeyecek bir mandayı niçin kabul etsinler ki? Amerikalılar bizim kara gözlerimize mi aşık olacaklar! Bu ne hayal ve ne gaflettir! Hayır paşalar hayır, hayır, beyefendiler hayır, hayır, hayır hanımefendiler hayır, manda yok, ya istiklâl ya ölüm var.”

MANDACILARIN GEREKÇELERİ

8 Eylül 1919’da, İsmail Hami (Danişment) tarafından hazırlanmış ve 25 delegenin imzasını taşıyan “Amerikan Mandası”nı isteyen önerge gündeme alınmıştır. Halide Edip, Kara Vasıf, Rauf Orbay gibi mandacılar, “tam bağımsızlık” fikrine inanamıyorlardı. Gerekçelerini esasen ekonomik yetersizliğe bağlamışlardı. “Beş yüz milyon lira borcu, harap bir memleketi, pek verimli olmayan bir toprağı ve ancak on, on beş milyon lira geliri olan” bir milletin dışarıdan destek olmaksızın hayatını devam ettirmesi olanaksızdı. Onlara göre yardım olmazsa Yunanistan’ın bile taarruzlarına karşı kendimizi savunamazdık. Refet Bele, “Düşmanımız, Yunanistan’dan vapurlarla asker getireceği halde, acaba biz Erzurum’dan hangi şimendiferlerle (trenle) nakliyatımızı yapabileceğiz?” diye soruyordu. (Atatürk’ün Bütün Eserleri. Kaynak Yayınları, İstanbul, 2014, c. 19, s. 96.)

Kara Vasıf Bey, 400 ila 500 milyon lira borcumuz olduğundan bahsediyor ve bu parayı kimsenin bağışlamayacağını, gelirimizin faizini ödeyemeyeceğini belirtiyordu. Ona göre sonuç olarak “bağımsız yaşamaya mali vaziyetimiz müsait değildi.” Mandacıların savunduğu bir başka gerekçe ise silahlarımızın yetersizliğiydi. Mandacılara göre başkaları “tayyare ile havada uçuyorlar, biz henüz kağnı arabasından” kurtulamıyorduk. Onlar savaş gemisi yapıyorlar, biz yelkenli bir gemi bile yapamıyorduk. Dolayısıyla bağımsızlığımızı kurtarsak bile yine günün birinde bizi parçalarlardı. (Age, s. 98.)

BUGÜNÜN MANDACILARI

Bugünün mandacılığı milli mücadele dönemindeki gibi belli bir süre bir devletin yönetimine girmek şeklinde anlaşılmamalıdır. Mandacılık, milli devletin yetkilerini, Türk Milleti’nin egemenlik haklarını Avrupa Birliği (AB), NATO gibi kurumlarla paylaşmayı savunmaktadır.

Bugünün mandacılarını ikiye ayırmak gerekir. İlki, Milli Mücadele dönemindekine benzer gerekçelerle ortaya çıkıyor. Ekonomimizin yetersizliğini dile getirirler. Çevremizin düşmanlarla çevrili olduğunu belirterek yüksek teknoloji ürünü silahların AB, ABD’de bulunduğunu, onların yönetimde etkili olduğu kurumlarda yer almamız gerektiğini savunurlar. Dahası AB’ye girdiğimizde arabayı, birçok ürünü ucuza alacağımızı düşünürler. Bu grup için mandacılık Türkiye için gereklidir. Bu durumu “mandacılık” olarak görmezler, “ittifak, birlik” gibi kavramlarla adlandırırlar. Hatta tam bağımsızlığa giden yolda “aşama” olarak bile değerlendirenler vardır. Kimileri daha yüksek yaşama koşullarına ulaşacağımızı düşünüyor.

İkinci grup mandacıların gerekçeleri ise farklıdır. Onlar mandacılığı Türkiye için........

© Aydınlık