Baş aşağı çevrilen baş çelişki
Siyaseti yeni öğrendiğimiz 1970’li günlerde, belki de en çok tartışılan konu “baş çelişki” olurdu. Çünkü diğer tüm konularda, bu baş çelişkiye göre tavır almanız gerekirdi. Solculuğun ve devrimciliğin tanımının en başında bu vardı. Şimdilerde ise kimin neyi savunduğunu bir türlü anlayamadığımız bir siyasi ortamdayız. Özellikle de “solcu” olduğunu ifade eden aydın ve sanatçı kesiminde, Türkiye’nin kendisi “baş çelişki” konumuna oturtulurken, elince çatal-bıçakla kapımızda bizi yemek için bekleyen ABD ve Batı emperyalizminin adı, bırakınız baş çelişkiyi, çelişkiler listesinde bile okunmuyor.
Geçen haftaki yazımızda Truva Atlarımız ve fonksiyonlarından bahsetmiştik. Bu arada geçen sadece yedi günde, oradaki iddialarımızı ve düşüncelerimizi çok açık şekilde ifade edecek ve ispatlayacak şeyler oldu. Özellikle de sanatçı ve aydın çevrelerimizde çok moda olan, “memleketi dışardaki her fırsatta dışardakilere şikâyet” etmek konusunda, Berlin Film Festivali’nde ödül kazanan Türk sinemacı arkadaşlar, yine verip veriştirdiler Türkiye’mizin içerideki hallerine. Buna ek olarak da Orhan Pamuk Epstein’ın listesindeki tacizci erkeklerin benzerlerinin, Türklerde de olduğunu ima ettiği sözleri ile, işaretin geldiği malum Batılı merkezlere selam vermiş oldu.
ABD’nin Monroe Doktrini “Donroe Doktrini” ve daha ötesi olunca…BU NEYİN HAYAL KIRIKLIĞI VE ŞIMARIKLIĞIDIR Kİ?
Artık usanç ve utanç verici bir hale gelen ve çoktan eskimiş olan bu şikâyetkarlığı, hâlâ neden yapmaktalar bu arkadaşlar bir türlü anlıyor değiliz. Sanki analarından doğarken gizemli bir melek, kulaklarına “Türkiye’ye hoş geldin yavrucuğum, seni toz pembe ve muazzam bir hayat beklemekte!” diye fısıldamış da onu bulamayınca kendilerini gönderen yaratıcıya değil de Türkiye’nin kendisine atıp tutmalar gırla gitmekte.
Özellikle de bir türlü resmen parçası olamadıkları Avrupa’ya ayak bastıklarında, akıllarına hemen Türkiye’nin ne kadar fena bir yer olduğu geliyor olmalı ki, en küçük fırsatta bile, verip veriştirmeye başlayıveriyorlar. Farkında değiller herhalde ki, Avrupa onların sanatlarına değil, ağızlarından çıkmasını bekledikleri “Türkiye ve Türkler ne kadar kötü!” sözlerine vermekteler o ödülleri. Baksanıza, aynı şeyi İranlı sinemacılara senelerdir yapmaktalar ve onlara verdikleri ödüller ile, ağız dolusu “kahrolsun mollalar” lafı alabilmekteler.
Tam........
