menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müze ve gastronominin buluştuğu mekân

17 0
sunday

Viyana kentinden çıkmış, baharın o muhteşem yeşilliği içinde uzanan tarlaların arasından süzülüp gidiyorduk. Kırk beş yıl önce, tarlaların arasından onlarca kilometre yol aldıktan sonra çalıştığım plastik atölyesinin bulunduğu bölgeydi burası. O güzelim buğday tarlalarının, çiçek bahçelerinin yerini artık devasa binalar almıştı. Her taraf asfalt ve betonla dolmuş, eski güzelliklerden eser kalmamıştı.

Yol uzadıkça uzuyordu. Yıllar önce son otobüsü kaçırdığımda, soğuk kış gecelerinde bir sonraki tramvay durağına ulaşabilmek için kilometrelerce yürüdüğüm günleri hatırlıyordum. O günlerde şikâyetçi değildim ama geçtiğim yolları artık görememenin hüznü içindeydim. Bu yüzden Kerim’e de hafiften kızıyordum. “Doğum günü kutlamak için Viyana’da başka yer bulamamış da burayı mı seçmiş?” diye söylenip duruyordum arabamda.

Kasabaları geçe geçe sonunda “Kuşkonmaz Cumhuriyeti” sınırlarına ulaştık. Yanlış okumadınız; Viyana’nın yaklaşık 30 kilometre dışında bulunan Deutsch-Wagram kasabasında “Kuşkonmaz Cumhuriyeti Başkonsolosluğu” bulunuyor. “Başkonsolosluk” binası önünde park yeri bulmuştuk. Kerim, sevgili eşi Sevim’in doğum günü için burada yer ayırtmıştı.

İçeri girer girmez “Başkonsolosluk” görevlisi garson bizi masamıza götürdü. Bir odadan diğerine geçerken şaşkınlıkla etrafı izliyorduk. Gözlerimiz fal taşı gibi açılmıştı adeta. Tavandan sarkıtılmış ve duvarlara dizilmiş yüzlerce eşya vardı. Biblolar, kahve fincanları, at eyerleri, ahşap oyuncak atlar, bardaklar, sürahiler, Avusturya İmparatorluğu döneminden kalma fotoğraflar ve sayısız tarihî obje... Bu eşyaların sayısının binleri mi, on binleri mi bulduğunu anlamak için lavaboya gitmek bile yeterliydi.

Masamıza oturduğumuzda, Slav aksanlı bir garson nereden geldiğimizi sordu. “Türkiye’den Türk’üz” cevabını aldıktan birkaç dakika sonra gitti, “Merhaba” diyerek geri döndü ve masamıza bir Türk bayrağı bıraktı. Masamıza bir de Türk bayrağı vardı, onunla da gururlandık. Yan masada orta yaşlarda bir hanım Türkiye hakkında arkadaşlarına bir şeyler anlatıyordu. “Türk sinema yönetmeni” diyordu, anlattığı şeyler kopuk kopuktu. Ancak masasını terk ettiklerine hem bizi hem de masamızı selamlayarak gittiler.

Gördüğümüz eşyaların birkaç yüzyıl boyunca toplanmış olması gerektiğini konuşuyoruz. Zira Deutsch-Wagram’daki Marchfelderhof, diğer adıyla “Kuşkonmaz Cumhuriyeti Başkonsolosluğu”, 1843 yılından beri hizmet veriyormuş. Menü kartında bunu görüyoruz.

Marchfelderhof yalnızca bir restoran değil. Aynı zamanda bölgenin, hatta Avusturya’nın tarihini yaşatan önemli bir kültür mirası niteliğinde.

Sanayi Devrimi öncesine uzanan geçmişi, geleneksel atmosferi ve ağırladığı ünlü konuklarıyla ülkenin en tanınmış restoranlarından biri olarak kabul ediliyor. Bunca yıl yaşadığımız ülkede böyle bir mekândan habersiz olmamız doğrusu........

© Aydınlık