Dağlardan taşan bir devrimci: Daşar Karadağ
Sanırım yıl 1975’ti. Ankara’da öğretmenlerin kurduğu derneklerin, TÖB-DER’in (Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) kongresi vardı. Yaşım on beş, on altı… Lise öğrencisiyim. Okulumuzda neredeyse her gün olaylar olurdu. Rahmetle andığım analarımız bizi okula getirip götürürdü. Korkumuz vardı ama bir o kadar da yeni şeyler öğrenme isteğimiz… İkisi de tavan yapmıştı.
Okulumuz, karşıt düşüncelilerin yurtlarına en fazla iki yüz metre uzaktaydı. Lisemizin altına da sırf bize karşı olsun diye bir dernek kurulmuştu. Bizler saldırılara çare arıyorduk. Kendisini sevgi ve saygıyla andığım rahmetli Hasan Yalçın, “Anneleriniz ne güne duruyor, sizinle dursunlar ya,” demişti. Bu sözlerden sonra annelerimizi yanımıza katıp okula gidip gelmeye başladık. Kavgalara onlarla birlikte giriyorduk.
Bu süreçte Pol-Der, Pol-Bir ve TÖB-DER gibi örgütlerin varlığından haberdar olduk. Onlardan biri olan TÖB-DER’i yakından tanımak için Ankara Necatibey Caddesi’ndeki bir sinemada yapılan kongreyi izlemeye gittim. İçeri giremedim; zaten öğretmenler bile dışarıdaydı. Salon tıklım tıklımdı.
KARA YAĞIZ, ÇAKI GİBİ BİR GENÇ
Sinema önünde öbek öbek tartışmalar vardı. O kalabalığın bir köşesine girip konuşulanları ilgiyle dinledim. Daha önce duymadığım kelimelerle karşılaşıyordum. Yeni kelimeler, yeni isimler… Her şeyi anlayamıyordum. İlkokulu köyümde okumuştum; Ankara ve Mersin’de geçen üç yıllık serüvenim kelime dağarcığımı geliştirmişti ama onları tümüyle anlamaya yetmiyordu.
O tartışmalarda kara yağız, çakı gibi bir genç dikkatimi çekmişti. Genellikle son sözü o söylüyordu. Karşısında söyleyecek sözü kalmayanlar tartışmayı birer birer terk ediyordu. O yalnız kalınca başka bir grubun yanına gidiyor, orada da aynı etkiyi yaratıyordu.
Ben de peşinde gidiyor, onu takip ediyordum. Katıldığı tartışmaları dinledim. Bir ara birilerine bu kara yağız delikanlının kim olduğunu konuşmalar içinde söylemişlerdi. “Daşar........
