menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

30 Ağustos azim ve kararlılığın zaferi!

53 0
saturday

 Ankara’da devrimci yönetim kuruldu. Millet, TBMM etrafında birleştirildi. Doğru stratejiyle Kuvayı Milliye’den Milli Ordu’ya geçildi. Sovyet Rusya dostluğu inşa edildi. Düşman bölündü, İngilizlerin aleti Yunan Ordusu tam manasıyla imha edildi. Zafer barışı getirdi. Bu süreçte sanayileşme hamlesi de geldi… 

Cumhuriyet Devrimi’nin en büyük günü 30 Ağustos Zaferi’nin 104. yılı. Büyük Zafer, Mustafa Kemal Paşa’nın liderlik becerisi ve halkımızın azim ve kararlılığıyla kazanıldı. Her aşaması derslerle dolu. Bugüne ışık tutuyor…

Paşa’nın, zaferden iki yıl sonra Dumlupınar’da yaptığı konuşmada şu vurgular anlamlıdır: “Efendiler, milletimiz burada kutladığımız büyük zaferden daha mühim bir zafer peşindedir. O zaferin idraki, milletimizin iktisadi sahasındaki muvaffakiyetleriyle mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki, iktisaden zayıf bir millet fakirlik ve sefaletten kurtulamaz; kuvvetli bir medeniyete, refaha ve saadete kavuşamaz; toplumsal ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz. (…) Ey yükselen nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyet’i biz tesis ettik; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri (ATABE), Kaynak Yayınları, C.16, s.289.)

Büyük devlet ve ordu geleneği olan Türk Milleti’nin lideri Mustafa Kemal Paşa’nın, Kurtuluş Savaşı sürecinde en çok üzerinde durduğu ilke “bağımsızlık”tı. Ondaki bu kast sadece askeri anlamda değil, özellikle ekonomik ve kültürel anlamda da bir vurguydu. Onun bağımsızlık ilkesi emperyalizme ve kapitalizme bağımlılıktan kurtulmak ve modern milli devleti inşa etmekti. Osmanlı’nın son dönemlerinin genç bir subayı olarak bunun acısını her aşamada gördü ve çektiler. İsmet Paşa bu dönem için, “3 ay maaş alamadığımızı bilirim.” der. Sorun sadece maaş meselesi değildi. Halkın ecnebiler tarafından uzun yılların bağımlılık yaratan anlaşma ve ilişkileriyle yarı sömürge haline getirilmesiydi.

1914 yılında girilen savaş da bu manada bir savaştı. Emperyalist ve kapitalist ülkeler, Osmanlı Türkiye’sine bu anlamda saldırmışlar ve Devrimci İttihat Terakki Hükümeti de canla başla vatanı savunuyordu… İlk iş de kapitülasyonları kaldırmak oldu! Bu bile başlı başına savaş nedeniydi. Zafer sonrası kurulan Lozan Barış Masası’nda da en çok bu konu tartışma nedeni oldu. Sert geçen müzakerelerde bu nedenle görüşmelere ara verildi. Devrimci yönetim bu konuda taviz vermedi ve dik durarak bunu kaldırtmayı başardı.

‘MİLLETİ HARP YAŞATIR’

O yıllarda İstanbul ile Ankara yönetimi arasında en önemli konu, bağımsızlık konusundaki kararlılıktı. İstanbul yönetimi daha fazla savaşı uzatmamak için düşmanla işbirliğinden yanaydı. “Büyük devletleri ürkütmezsek, isteğimizi alırız.” görüşündeydi. Buna gerekçe olarak da “Gücümüz yok!” diyordu. Oysa Anadolu’da örgütlü bir halk ayağa kalkmış, yerel bazda direnişe geçmişti. En önemli eksiği milli direnişin liderini bulmaktı. O da Mustafa Kemal Paşa’nın çözümleriyle ortaya çıktı.

İstanbul Hükümeti bunu dikkate almadan ‘uzlaşmaya’ gidiyordu. Direnenleri ise “düşman” olarak görüyordu ve düşmanın desteğiyle ona karşı da askeri ve fitnevari yöntemlerle saldırıyordu.........

© Aydınlık