New START sonrası nükleer kumar
Dünya, Soğuk Savaş’ın en gerilimli dönemlerinde bile geceleri yatağına nispeten tuhaf bir güven duygusuyla uzanıyordu. Küba Füze Krizi’nin hemen ardından Washington ile Moskova arasında kurulan o meşhur kırmızı telefon hattı, insanlığın kolektif bir cinnet anında kendi kendini yok etmesini engelleyen yegâne emniyet supabıydı. Siyaset yapıcılar ve generaller, karşılarındaki muhatabın ne kadar ileri gidebileceğini, masadaki kural kitabının sınırlarına bakarak kestirebiliyorlardı. Bugün ise o kural kitabı tamamen alev almış durumda; üstelik masanın etrafında oturanların elinde ne bir yangın söndürücü var ne de birbirlerinin niyetini okuyabilecekleri bir ahize. Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya Federasyonu arasındaki nükleer cephanelikleri sınırlayan, karşılıklı şeffaflığı yasal bir zemine oturtan son bağlayıcı kale, yani Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması (New START -Strategic Arms Reduction Treaty) resmen tarihin tozlu raflarına karıştı. Bu stratejik çöküş, küresel siyaseti sadece silah sayısının arttığı bir nicelik krizine değil, tarafların birbirini hiç göremediği mutlak bir jeopolitik körlük ve kontrolsüz nükleer savaş tehdidi dönemine fırlatıyor.
Manzarayı doğru okuyabilmek için manşetlerin ötesine geçmek, tarihin kırılma noktalarına bakmayı zorunlu kılıyor. Geçmişte nükleer denetim mekanizmaları, süper güçlerin birbirine duyduğu güvenin değil, tam aksine duydukları derin güvensizliğin bir panzehiri olarak tasarlanmıştı. 1972 yılında imzalanan Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (SALT 1 -Strategic Arms Limitation Talks) ve ardından gelen Anti-Balistik Füze Antlaşması (ABM Anti-Ballistic Missile Treaty), tarafların birbirlerinin kalelerine habersizce saldırmasını engelleyen ortak bir gözetleme kulesi işlevi görüyordu. Bu antlaşmalar sayesinde iki taraf da rakibinin hangarlarında kaç füze olduğunu, hangilerinin söküldüğünü veya modernize edildiğini uydular ve yerinde denetim ekipleri marifetiyle biliyordu. Şeffaflık, askeri planlamacıların ‘en kötü senaryo paranoyasına’ kapılmasını engelleyen temel psikolojik bariyerdi. New START’ın süresinin dolması ve denetim mekanizmalarının tamamen buharlaşması, işte tam olarak bu bariyeri paramparça etti. Artık iki başkent de birbirinin askeri kapasitesini sadece dolaylı istihbarat verileriyle tahmin etmeye çalışıyor ve bu tahmin oyunu, insanlık tarihinin en büyük nükleer kumarını başlatıyor.
Hipersonik füzelerin geleneksel balistik füzelerden farklı olarak atmosfer içinde manevra yapabilen ve erken uyarı radar sistemlerini işlevsiz bırakan öngörülemez uçuş rotaları.GÖRÜNMEZ SİLOLAR VE KARANLIK ODANIN PARANOYASI
Kuralsızlığın getirdiği bu yeni gerçeklik, devletleri ‘karanlık oda’ sendromuna mahkûm ediyor. Zira bir gücün elindeki nükleer silahların miktarını ve niteliğini tam olarak göremediğinizde, kendi askeri doktrininizi kaçınılmaz olarak en uç tehdit algısına göre revize etmek zorunda kalırsınız. ‘Eğer o üretiyorsa, ben iki katını üretmeliyim’ mantığı, nükleer caydırıcılığın doğasını kökten değiştirerek onu açık birer küresel şantaj enstrümanına dönüştürüyor. Eski........
