KHK zulmü: İnsan onurunu hiçe sayma ve sivil ölüm
Hukuk sistemimizde, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) uygulaması, icranın yetkisini kolaylaştırmak amacıyla yasama yetkisinin istisnai ve sınırlı bir biçimde yürütmeye devredilmesiyle hayat buldu. Bu nedenle de istisnai bir düzenleme tekniği olarak kabul edildi.
2017 Anayasa değişikliklerinden önceki sistemde KHK’ler, yürütme organı olan Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılırdı. Ancak bu yetkinin kullanılabilmesi için mutlaka yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılmış bir yetki kanununa dayanılması gerekiyordu.
Yetki kanunu, KHK’nin hangi konuda, hangi amaçla, ne kadar süreyle ve hangi sınırlar içinde çıkarılabileceğini açıkça belirlemek zorundaydı. Bu yönüyle KHK, yürütmenin kendi iradesiyle değil, yasamanın çizdiği çerçeve içinde hareket edebildiği bir normatif işlem olarak kabul edilirdi.
Bu dönemde KHK’ler kanun gücünde olmakla birlikte anayasanın altında yer alırdı ve kural olarak yargısal denetime açıktı. Anayasa Mahkemesi, yetki kanununa uygunluk ve anayasal sınırlar bakımından KHK’leri denetleyebilirdi. Dolayısıyla sistem teorik olarak kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaştırılmaya çalışılmıştı.
Olağanüstü hâl dönemlerinde çıkarılan KHK’ler ise bu klasik modelden ayrılan özel bir tür oluşturuyordu. Olağanüstü hâl ilanı sonrasında çıkarılan KHK’ler için ayrıca bir yetki kanununa ihtiyaç duyulmuyordu. Ama anayasal teoride bu KHK’lerin, yalnızca olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularla sınırlı olması ve geçici nitelik taşıması gerekiyordu.
Buna rağmen özellikle 2016–2018 döneminde çıkarılan OHAL KHK’leri, yetki alanlarını aştı, binlerce kişiyi doğrudan etkileyen kalıcı sonuçlar doğurdu ve hukuk devleti ilkesi açısından ciddi tartışmalara yol açtı.
2017 Anayasa değişiklikleriyle birlikte Parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçilmesiyle Bakanlar Kurulu kaldırılınca buna bağlı olarak da klasik anlamda KHK çıkarma yetkisi ortadan kalkmış oldu.
Ancak 2017 sonrasında KHK’nin yerini Cumhurbaşkanlığı kararnameleri aldı. Bu yeni düzenleme, kavramsal olarak KHK’den önemli ölçüde farklıydı. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, yasamadan alınan bir yetki kanununa değil, doğrudan anayasaya dayanmaktaydı. Ayrıca kararname çıkarma yetkisi kolektif bir yürütme organı yerine tek kişide, yani Cumhurbaşkanında toplanmış oldu.
Anayasa, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin sınırlarını teorik olarak belirlemiş durumda. Buna göre temel hak ve özgürlükler kararnameyle........
