OĞUZHAN ÖZENCİ, ŞAKA MI BU?
Fikret Otyam sanat bahçesinde oturur konuşurduk, o yazmaktan yorgun görünür, ben ise hevesle daha başka neler yazabilirim diye yeni yazılar kurgulardım. O sonundaydı, ben başındaydım. Hürriyet Akdeniz’deki köşesinde çok yazısını okumuş, başkalarının suratı asık yazılarına karşılık o hafif tebessüm eden, ama ardında ne söyleyecekse onu söyleyen, dokunduracaksa dokunduran, arı gibi sokacaksa sokan ama incitmeyen bir özgün yazardı. Antalya sevgisini köşesinde “ENTELYA” yaparak, Antalya’yı “Entelya” ile, biraz da entel tavrı ile kendisi ile özdeşleştirerek yazdı. Kendisi özeldi, okur kitlesi de özeldi. Ben onun yazı üslubunu, yazış tekniğini biraz Şükrü Kızılot’a, biraz Hasan Pulur’a biraz da, Aydın Boysan’a benzetirdim. Yazıları da kendisi de özgündü. İnce dokunaklı esprileri vardı.
Antalya’da güzel esprileriyle ve haftalık yazılarıyla bilinen Oğuzhan Özenci, yıllarca inatla yazmaya devam etti. Köşesinde okurları ile sohbet eder gibi yazdı. Bu arada Antalya’yı ve sorunlarını da fırsatta buldukça dile getirdi. Yazmak için fırsat yarattı.
Mizahi bir dili, güldürürken düşündüren bir tavrı vardı. İnsan sıcaklığı, insana dokunan yazıları ona ayrıcalık kazandırıyordu. Basın camiasının Oğuzhan ağabeyi idi. Gülmeyi, güldürmeyi, güldürürken düşündürmeyi, yeri geldiğinde lafı gediğine sokmayı severdi. Övünmeyeyim ama gerek Antalya Bugün’de gerekse Körfez gazetesinde eğitim, kültür ve sanata yönelik yazılarımı okuduğunu, beğendiğini söylerdi. Doğrusu onun bu yorumu hoşuma giderdi. ANSAN da yapılan çalışmaları takdir ederdi. Bu da bana ve arkadaşlarıma motivasyon olurdu.
İğneleyici gazeteciydi, suya sabuna dokunurdu ama kendi üslubunca yumuşak inişle yapardı bunu. Antalya'nın yerel basınında gerçekten özel bir konumu vardı. Sorunlara herkesten farklı bakar, kentin (Antalya'nın) toplumsal yaşamını, sorunlarını, büyük küçük demeden günlük olaylarını farklı gözle görür, kendine özgü esprili anlatımıyla yorumlardı. Dersler çıkartırdı. Çıkartılmasını isterdi. Yazılarında sürekli Antalya’nın altını çizer, daha iyi bir konuma gelmesi için çalışırdı. Eleştirel gözle bakar olaylara, aksaklıkları, içine ironik unsurlar katarak komikmiş gibi gösterip, söyleyeceğini söylerdi. Çağdaş bir hicivciydi. Yumuşak dokunuşlarla hicvederdi. Mizah onsuz, o mizahsız olmazdı.
Antalya'nın geneliyle ilgili acıtmadan iğne yapan bir üslupla şaka mı ciddi mi diye düşünürken, çarpıcı gerçekle karşılaştıran bir Oğuzhan Özenci anlatımından söz ediyoruz. Mizahı eleştiri ile karıştırıp yeni bir yazı üslubu oluşturan bir yazardı kendisi. Profesyonel iş çıkartırdı ama kendisi amatördü. Yazılarında okurlarını olan bitenden haberdar ederken, sorumluları eleştirirken işini tokatlamadan yapar, sert bir dil kullanmak yerine ima ederek, ironi katarak, inceden inceye alaya alarak öne çıkartırdı. Yazılarında yerel yönetimlerin eksik bıraktıkları konulara değinir, gündelik çelişkileri sıcağı sıcağına gündeme taşırdı. Dakikti, gecikmeyi sevmezdi. Ama çok hızlı da hareket etmezdi. Olacağın olacağı yere varacağının bilirdi, ona göre tavır alırdı. Bu tepkisiz kalırdı anlamına gelmiyor.
Yeter ki bir yanlışı görsün, onu halının altına süpürmek yerine ayrıntılı ele alarak gündeme taşır, ilgililerin ve okurların dikkatini konuya çekerdi. Sıradan olayları bile sıra dışı bir olaymış gibi gündeme taşırdı. Kendi üslubunca, okurunun, gülerek fark etmesini........
