menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ÇULYEDİ

29 0
16.09.2026

Adı niçin “Çulyedi” kimseler bilmiyor. Ama şöyle rivayet edilir; bir akşam, muhtemelen bir düğün gecesi, davetliler düğün evinde güzelce yiyip içip eğlenirler. Ve sabah herkes uyandığında, ev sahibinin çullarının yerinde yeller esmektedir! Belli ki birileri “çulu yemiştir”. 

Çulyedi’ye ne zaman göçüp geldiğimizi tam olarak hatırlamıyorum, muhtemelen ilkokul birinci sınıftan ikinci sınıfa geçtiğim yılın yaz tatilinde olmalı. Yani 1976 ya da 1977 yazı. Tek katlı bir evin bodrum katında iki oda bir evdi. Tuvaleti bile yoktu, binanın arka bahçesine tahtadan derme çatma bir baraka yapmışlardı ve biz orada hacet giderirdik.

Çulyedi kasabanın tartışmasız en yoksul ve eğitimsiz insanlarının yaşadığı mahalle idi. Civar köylerden göçüp gelen ailelerin oturduğu tam bir kenar mahalle diyebilirim. Toprak damlar, kırık dökük kapılar, derme çatma evler… Ama içinde tuvaleti bile olmayan bu iki göz ev, bizim için tam bir saray yavrusuydu! Çünkü bu ev sadece “bize” aitti. Kiralıktı, evet, doğru dürüst ne kanepemiz vardı ne de yatağımız, evet, ne tenceremiz vardı ne çanak çömlek, kaşık çatal, evet. Ama ne olursa olsun bu küçücük evin anahtarı bizim elimizdeydi. Bunun ne kadar heyecan verici bir ayrıcalık olduğunu anlatamam.  

Anam, diğer bütün komşu kadınlar gibi tarlalarda amale olarak çalışmaya giderdi. Sabahın kör saatinde arkasında römork takılı otuz beşlik bir traktör gelirdi; anam ve diğer komşu kadınlar römorka doluşurlar ve giderlerdi. Tam on iki saat, o kahredici yaz sıcaklarında ve ovanın ortasında çalışırlardı. Ve akşam hava epeyce kararmak üzere iken, aynı kırmızı traktör sokağın başına gelir, anamı ve diğer kadınları indirir giderdi. Elbette ertesi gün........

© Antalya Son Haber