"Ah şu gençler" (2)
Dünkü yazıda, Akdeniz Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencileri ile bölümün profesörlerinden Prof. Dr. Şahin Filiz aracılığı ile bir araya geldiğimi belirtip, kendimce gözlemlerimi aktarmıştım.
Yazı, beklediğimin ötesinde bir ilgi gördü ve bazı tartışmaların aslında yeniden açılması gerekliliğini ortaya çıkardı.
Bu tartışmaların ana noktasında da gençler ile daha ileri yaşlardaki bireyler arasındaki iletişim kopukluğu yatıyordu.
Tıpkı, “ah şu gençler” oyununda olduğu gibi…
Önce kendi gençlik yıllarıma gitmek istiyorum.
1980’lerin sonu ve devam eden yıllar. Türkiye, 12 Eylül karanlığından yavaş yavaş çıkıyor. Önümüzde rol model olan abilerimiz ve ablalarımız, eğer sol eğilimli bir çevreden geliyorsak devrimciler, sağ eğilimli bir çevrenin içindeysek ülkücüler. 12 Eylül öncesinde ama merkez ama çevre olarak bir şekilde politize olmuş, düşün ve eylem dünyaları ona göre şekillenmiş kişiler.
Bizler ise 12 Eylül sonrasında toplumsal yaşama dahil olmuş, belki de Türkiye’nin ilk gençlik dergisi olan ‘Onyedi’ dergisi ile biçim verilmeye başlanan bir kuşağız. Abla ve abilerimizin geçtiği politik ve süreç ve mücadeleler biz çok uzaktı. Bu nedenle de onlardan “bu gençlik apolitik” eleştirilerini yoğun bir şekilde alıyorduk.
Fakat, 1987 yılına gelindiğinde o ‘apolitik’ denilen gençlik ortaya çıktı ve öğrenci derneklerinin yasaklanmasına karşı başlatılan direniş bir anda tüm ülkeyi sararak büyük bir toplumsal harekete dönüştü.
Bu hareket, 12 Eylül........
